Ana Sayfa sepetim yardım
Yeni Kitaplar Çoksatan Kitaplar Yazarlar Yayınevleri

       
Ortaklık  Puan Kataloğu   İlk Alışverişim   Bize Ulaşın
Hoşgeldiniz
Yeni Ziyaretçi Kılavuzu
Ücretsiz üyelik için tıklayınız

ÜYE GİRİŞİ

Üye Olmak İstiyorum
Şifremi Unuttum
 
Üye iseniz tıklayınız.
Sepetiniz Boş


  Asl- ı Saadet
Asl-ı Saadet, Metin Karabaşoğlu








Metin Karabaşoğlu
KARAKALEM YAYINLARI


Sahabiler, onun hayatına özenmişlerdi. Çünkü saadet denilen şey, ne Kureyş'in, ne Bizans veya Sasani'nin işareti, lüksü ve şatafatı ile gelmişti dünyalarına. Saadet denilen şey, onun getirdiği nurla gelmişti. O nurun ışığında bu dünyayı beka ülkesi değil, fena yurdu bilmeleriyle gelmişti. O günden bugüne, dünyanın mahiyeti değişmiş değil. İnsanlığın mahiyeti ve saadetin formülü de...SİTE:www.kitapyurdu.com

  %28   indirimli
Liste Fiyatı: 10,00  YTL. Kitapyurdu Fiyatı: 7,15 YTL.
Tedarik süresi yaklaşık 1 gün Kazanacağınız puan: 14

Yayın Yılı: 2006
170 sayfa
İthal Kağıt
13,5x19,5 cm
Karton Kapak
ISBN:9758285440
Dili: TÜRKÇE

İLGİLİ KONULAR:
İslam > Günümüz İslam Düşüncesi



Bu kitaba link vermek için alttaki html kodu web sayfanıza koyabilirsiniz;


Yukarıdaki ürünü satın alanlar aşağıdaki ürünlerle de ilgilendiler

Kendine İyi Bak

Dr. Kemal Sayar
5,72 YTL.

Tehlikeli Denemeler

Metin Karabaşoğlu
7,87 YTL.

Kuran Okumaları 2

Metin Karabaşoğlu
7,15 YTL.

Kuran Okumaları 1

Metin Karabaşoğlu
7,15 YTL.

Kur'an Okumaları 3

Metin Karabaşoğlu
7,15 YTL.

1-5/5

katılan 2 kişi, katılmayan yok GÖKHAN KÖROĞLU 17.11.2007
Metin Karabaşoğlu'nun kendine has üslubuyla dile getirdiği enfes bir kitap.Peygamber efendimizin(asm)hayatı seniyelerinden ve güzide sahabelerinin hayatlarından tablolar halinde kesitler sunduğu güzel bir deneme kitabı.Asr-ı Saadette yaşanmış hadiseleri günümüz müslümanlarının alması gereken dersleri ve hayatlarına tatbik etmesi gereken yönleri kendi bakış açısıyla kaleme almış.Kitabı okuyunca Hz.Osman,Hz.Bilal,Hz.Ebubekir gibi sahabe-i kiram efendilerimize başka bir açıdan tanıyıp seveceksiniz.
Katılıyorum Katılmıyorum
katılan 47 kişi, katılmayan yok maviyankı 10.12.2006
saadet asrına gerçekten vakıf bir kalem tarfından yazılmış harika bir eser. insanlık tarihinin küçük bir özeti olan, her dönemde her türden karakterleri barındıran bir dönem olması hasebiyle saadet asrı iyi okunmalı ve bugün için dersler çıkarılmalı. metin karabaşoğlu bu manada gerçekten başarılı. okunması gereken bir kitap.
Katılıyorum Katılmıyorum
katılan 3 kişi, katılmayan yok şükriye_simge 20.11.2006
Günümüzün eksiklerinden biride sahabe anlayışından uzak kalmamız . Böyle bir asırda insanlık asr-ı saadet dönemindeki anlayışa muhtaç. bu kitap bize bu yönden oldukça ışık tutacak nitelikte.
Katılıyorum Katılmıyorum
katılan 1 kişi, katılmayan yok dussok 09.07.2008
Aslı Saadet Metin karabaşoğlunun kaleminden ve yorumundan Resulullah aleyhisselatü vesselam hatıraları... Kitabı Okuduğumuzda saadetin aslının hayatlarımızın resulullaha ve sahabelerine benzetmekle mümkün olduğunu bize ihsas eden değerli bir çalışma. Metin Bey e sonsuz teşekkürler..
Katılıyorum Katılmıyorum
katılan 1 kişi, katılmayan yok samsunsporlu 04.06.2006
.....................
Evet, asr-ı saadet, bir asr-ı saadettir. İnsanlığın bugün ısrarla dillendirdiği, vurguladığı, hayata geçirmek adına mücadele ettiği birçok ‘değer’in o gün hayata geçirildiğini okuyoruz. İnsan düştüğü yerden ayağa kaldırılmıştır. Bilal-i Habeşi, Zeyd, Addas... Kadın, çocuk, ihtiyar... Hayvanlar, ormanlar, doğal zenginlikler... Hemen her şey, Allah’ın yarattığı bir şey olarak algılanmış ve bu yüzden ‘değerli’ görülmüştür. Örfün, âdetin, monarşinin dişlileri arasında ezilen insani değerler iktidara geçmiş, hayat bunların ışığında yaşanmıştır. Allah’ın arzu ettiği, İslam’ın iddiası olan bu durum görülebilir ve dokunulabilir olmuştur. Saadetin nasıl bir şey olduğu, insanı nasıl kanatlandırdığı gösterilmiştir. Bu yüzden o dönem, bir ‘asr-ı saadet’ ve yol gösterici bir örnek olarak algılanmayı hak ediyor. Metin Karabaşoğlu’nun, Karakalem Yayınları arasında çıkan yeni kitabı ‘Asl-ı Saadet’te dediği gibi, “Resûl-i Ekrem’in ‘örtüsüne büründüğü’ günlerin, ‘kalkıp uyardığı’ günlerin, ‘Dâru’l-Erkam’ günlerinin, ambargo günlerinin, taşlandığı Taif gününün, Mirac gecesinin, Hicret günlerinin, Bedir gününün, Uhud gününün, Ahzâb günlerinin, Hudeybiye günlerinin, Fetih gününün, yevm-i Huneyn’in, Tebük günlerinin, Veda günlerinin.. kısacası O’nun sahabilerin dilinden taşınarak kayıtlara geçmiş ve günümüze kadar aktarılmış her bir gününün, o günlerdeki halin bir benzerini kendi hayatlarında yaşayan mü’minler için yol gösterici bir keyfiyeti vardır.”

Bir peygamberle birlikte olmak, vahyin indiğine şahit olmak,
Allah’ın hayata müdahale ettiğini görmek (evet tam anlamıyla görmek) elbette ki o dönemi ayrıcalıklı kılıyor. Bunu bilmek, bunu kabullenmek, bunu söylemek de gerekiyor. Ancak! Özelde mü’minlerin, genelde İslam dünyasının tarihi orada durdurmaları, hayatı hep yeniden yaratan Allah’ın sünnetullahına oturmuyor. ‘Asr-ı Saadet güzellemesi’ diyebileceğimiz bir söylemle yetinmenin, en azından naif bir şey olduğunu söyleyebiliriz. Asr-ı Saadet’te hayata geçirilen değerlerin bütün zaman ve iklimlere ait olduğu gerçeğinden hareketle, o günden bugüne değişen, artık başka bir şey olan hayatın yüzüne niye taşınamadığını sorabiliriz mesela. Bugünü o güne sığdırmak mümkün olmadığına, yani ‘asr-ı saadet’i ‘aynen’ tekrarlamak Allah’ın sünnetullahına mugayir olduğuna göre; yeni bir zamanda yaşadığımızı, başka bir hayatın içine bırakıldığımızı unutmadan, Allah’ın muradı olan ‘iyi’nin yeniden inşası gerektiğini düşünmeli değil miyiz?

Tarih akıyor, hayat yeniden yaratılıyor. Doğu’nun da Batı’nın da sahibi olan Allah’ın hikmetleri, ne kimsenin inhisarında ne de herhangi bir zamanla sınırlıdır. Elbette ki biz tarihimize dönüp bakacağız, tarihimizin öznesi olmuş figürleri saygıyla ve vefayla içimizde taşıyacağız. Ancak bu, sadece bu, insan olmaklığımızın sorumluluğunu üzerimizden kaldırmıyor. Allah yarattığı her insandan ‘ol’masını bekliyor. İçine bırakıldığımız bu zamanda bizi kuşatan bu hayatın içinde ‘olmak’, birincil mükellefiyettir. Biliriz ki herkes ‘insan olmak’ imkânıyla doğar, ancak herkes ‘insan olarak’ ölmez. Asr-ı Saadet’e ve sahabiye övgü dizmenin ötesinde, Hz. Peygamber’e ve sahabesine ne kadar akraba kaldığımızı düşünmeliyiz. Bu zamanın, bu hayatın yetimlerine, ezilmişlerine, kolu kanadı kırıklarına, yerinde olmayan bütün değerlere ‘ev’ olabiliyor muyuz? Biz dokunduğumuz insanları hayatın içine çekebiliyor muyuz? İnsanlar Hz. Peygamber’e koştukları gibi bize koşuyorlar mı, O’na güvendikleri gibi bize güveniyorlar mı, O’nda huzur buldukları gibi bizde huzur buluyorlar mı? Hz. Peygamber ve arkadaşları, kardeşleri için kendilerinden vazgeçmişlerdi, ne varsa sahip oldukları, hepsinden soyunmuşlardı. Biz kendimizden vazgeçmiş insanlar mıyız, sahip olduklarımızdan soyunabiliyor muyuz? Hz. Peygamber ve arkadaşlarının algıladıklarına benzer bir dünya algımız mı var? Yani dünya bizim için, bir süreliğine gölgesinde dinlendiğimiz, sonra yolumuza devam ettiğimiz bir ağaç mı, yoksa hep kendisinde kalacakmışız gibi ‘sahiplendiğimiz’ bir yer mi? Hz. Peygamber’in bir hadisinde işaret ettiği gibi, dünya bize zindan mı ve zindan olduğu için de ondan çıkmak olan ölüm bize kurtuluş mu? Dünya sevgimiz ve ölüm algımız nasıldır?

Asr-ı Saadet, Hz. Peygamber’in ve
arkadaşlarının (hepsine selam olsun) Allah’ın kendilerinden muradı olan bir hayatı yaşadıklarının ifadesidir. Bu onların zamanı, onların asr-ı saadetidir. Bizim saadet zamanımız ise, Allah’ın bizden muradını yaşadığımız zaman içinde gerçekleştirdiğimizde mümkün olacaktır. Ve bizim saadetimiz de, bize verilen insan olmak imkânını kullanarak ‘insan olmamız’dadır. Dememiz o ki, ‘Asr-ı Saadet’e övgü yapmakla yetinmek kendimize hıyanettir. O dönem okunmayı ve anlaşılmayı bekliyor. Sözü yine Metin Karabaşoğlu’nun, ‘asr-ı saadet okumaları’ndan oluşan Asl-ı Saadet’e bırakıyorum:

“Meselâ, öz vatanı da olsa bulunduğu yerde artık ya küfre teslim olma yahut ölüm ikilemiyle yüz yüze gelmiş bir mü’minin müracaat adresi, Hicret günleridir. Kendilerine reva görülen her türlü kötü muameleden sonra zafere ulaşma durumunda olan mü’minlerin zafere ulaşıldığında takınmaları gereken ruh hali, Resûl-i Ekrem’in muazzam bir itidal, sükûnet ve bağışlayıcılık üzere olup asla ‘başa kakma’ ve ‘hınç alma’ tavrına girmediği Fetih gününde sergilenmiştir. Zafer sarhoşluğu türünden bir halet-i ruhiyeye kapılan mü’minlere gerekli ders, Huneyn gününde verilmiştir. Bedir, karşısındaki ehl-i küfrün çokluğu karşısında kendi azlığından dolayı endişe ve ümitsizliğe kapılma durumundaki mü’minlerin adresidir. Galibiyet halet-i ruhiyesi içinde aslî vazifesini terk edip dünya ganimeti peşinde koşan, iman ve ubudiyete dair mevzilerini terke yönelen mü’minlerin ilacı Uhud’dadır.”

NİHAT DAĞLI Zaman Kitap
Katılıyorum Katılmıyorum

1

Diğer Yorumlar

Hata bildirimi:
Bulunduğunuz ürün sayfasında karşılaştığınız yazım, anlam vb. hataları bu form yolu ile bildirmeniz, hataları daha hızlı düzeltmemize yardımcı olacaktır. İşbirliğiniz için teşekkür ederiz.

Ana Sayfa | Yeni Çıkanlar | Çok Satanlar | Konu Başlıkları | Yazarlar | Yayınevleri | Arama | Üye Sayfası | Sipariş Takibi |
Ortaklık | Puan Kataloğu | Yardım | Kampanyalar | Kitap Dergisi | Sahaf | Tavsiye | Alışveriş Sepeti |
Bize Ulaşın | Bizimle Çalışmak İçinBasında Biz      


kitapyurdu.com'da ödeme seçenekleri olarak Visa, Master ve Dinners kartlar ile havale, eft kabul edilmektedir.


kartlara taksit yapılmaktadır.
Tel: 0212-5198720 Faks: 0212-5191584 Alemdar mh. Güzel Sanatlar sk. No:9 34410 Cağaloğlu-İstanbul Türkiye
Gizlilik ve Güvenlik Politikası
Bu sitenin JavaScript kodları İnternet Explorer'a göre hazırlanmıştır. Diğer Tarayıcılarda problem yaşayabilirsiniz. www.kitapyurdu.com