"Allah'a ve Resulüne, Resulünün getirdiklerine, mücmel ve mufassal olarak, bize ulaşsın, ulaşmasın kesin bir şekilde iman ettik. Bu akideyi taklidi olarak anne ve babamdan aldım. Caizlik, helallik ve vaciplik ile ilgili olarak akli düşüncenin hükmü nedir, bilemezdim o zamanlar. Ben, buna dair imanıma dayalı olarak amel ettim. Ta ki nereden ve neden iman ettiğimi bilinceye kadar. Allah gözlerimi, basiretimi ve hayalimi açtı. Bu yüzden mesele benim için doğrudan müşahede düzeyine ulaştı. Taklide dayalı olarak tahayyül edilen ve vehmedilen hüküm de mevcuttu. Derken tabî olduğumun, yani Hz. Muhammed'in (s.a.v) değerini bildim. Bütün Nebileri müşahede ettim. İcmali olarak iman ettiklerimin tümüne muttali oldum. Nitekim görüp bizzat müşahede etmemden elde ettiğim ilim önceki imanımla çatışmadı. Bu yüzden ne söylüyor ve ne yapıyorsam Nebînin (s.a.v) sözüne dayanarak söylüyorum, yapıyorum, kendi ilmime, bizzat gözlemime ve müşahedeme dayanarak değil. İman ile gözlem arasında bir denge kurdum. İşte tabi olma bağlamında çok değerli bir tutumdur bu."
- "Yüce Allah, varlık âleminde yazılı olan her şeyi kalplere ilham yoluyla yazdırır. Çünkü âlem, yazılmış ilahi bir kitaptır."
- Allah'a yemin ederim ki, burada içime atılan ilahi imla, rabbani ilka veya ruhani üfleme olmayan tek bir harf dahi yazmış değilim. İş tamamen bundan ibarettir. Bununla beraber biz, şeriat koyan Resuller olmadığımız gibi teklif getiren Nebîler de değiliz.
MUHYİDDİN İBN ARABİ SİTE:www.kitapyurdu.com
%30
indirimli
Liste Fiyatı: 64,80 YTL.
Kitapyurdu Fiyatı: 45,36 YTL.
Tedarik süresi yaklaşık 1 gün
Kazanacağınız puan: 90
Yayın Yılı: 2008 Şamuha Kağıt 1514 sayfa 17x24 cm Ciltli ISBN:9758833382 Dili: TÜRKÇE
İbn Arabi, çogu müslüman tarafından islam dünyasının en büyük alimlerinden sayılan, gayri müslimler tarafından daha fazla değerlendirilen zat...Bakın bu zat BU MEALİNİN, ÜNLÜ ABDEST AYETİ OLAN MAİDE 6.AYET İÇİN NE DİYOR?Bence bu meal araştırmaktan korkmayan,düşünen,irdeleyen ve aklını kullanmayı başarabilen her müslümanın evinde bulunmalı...Özellikle de KATI MEZHEPÇİLER(HANGİ MEZHEPTEN OLURLARSA OLSUNLAR!!!!!!!) Bu meali alıp okusunlar...Artık yeter!!!!!!!Irak'ın, Ortadogu'nun durumu ortada...Düşünmeyen,düşünmek istemeyen,düşündürülmeyen müslüman kardeşler birbirlerini öldürüyorlar..... İşin ilginci hemde şayet; doğdukları yerlerin mezhep dokusunu degiştirmiş olsaydınız hiç bir fark gözetmeden karşı mezhebin savunuluculuğunu yapabilecek müslüman kardeşlerimiz........Ne kadar acı....Bir insan dininin kitabını bilmeden, okumadan anlamaya çalışmadan,o dini nasıl yaşayabilir...O dinin mensubu oldugunu nasıl söyleyebilir?Fazla söze gerek yok.ARTIK KATI MEZHEPÇİLER AŞAGIDAKİ AYETLERE DE SANIRIM???!!!! KARŞI GELMEYECEKLERDİR...BELLİ Mİ OLUR?!!!
""""Bismillahirrahmanirrahim.
Andolsun biz, Kur’an’ı düşünüp öğüt almak için KOLAYLAŞTIRDIK. Var mı düşünüp öğüt alan?(KAMER 17,22,32,40)
Şüphesiz, yeryüzünde yürüyen canlıların Allah katında en kötüsü, AKILLARINI KULLANMAYAN (gerçeği görmeyen) sağırlar, dilsizlerdir.(ENFAL 22)
Onlara, “ALLAH’IN İNDİRDİGİNE (Kur’an’a) ve PEYGAMBERE’E GELİN” denildiğinde onlar, “BABALARIMIZI ÜZERİNDE BULDUĞUMUZ DİN BİZE YETER” derler. PEKİ YA BABALARI BİR ŞEY BİLMİYOR ve DOGRU YOLU BULAMAMIŞ OLSALAR DA MI? (MAİDE 104)
Ey iman edenler! Siz KENDİNİZİ düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, YOLDAN SAPAN KİMSE SİZE ZARAR VEREMEZ. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman Allah, size yaptıklarınızı haber verecektir. (MAİDE 105)
Şüphesiz Allah katında din İslam’dır. Kitap verilmiş olanlar, kendilerine ilim geldikten sonra SIRF, aralarındaki İHTİRAS VE AŞIRILIK yüzünden AYRILIGA düştüler. Kim Allah’ın AYETLERİNİ inkar ederse, bilsin ki Allah HESABI ÇOK ÇABUK görendir. (ALİ İMRAN 19)
Size Allah’ın AYETLERİ OKUNUP dururken ve Allah’ın Resulü de aranızda iken dönüp nasıl inkar edersiniz? KİM ALLAH’A SIMSIKI bağlanırsa, KESİNLİKLE O, doğru yola iletilmiştir. (ALİ IMRAN suresi 101)
Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten nasıl sakınmak gerekiyorsa, öylece sakının ve siz ancak müslümanlar olarak ölün. (ALİ İMRAN 102)
Hep birlikte “”ALLAH’IN İPİNE (Kur’an’a) SIMSIKISIKI SARILIN. PARÇALANIP BÖLÜNMEYİN. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte O’nun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini BÖYLE APAÇIK bildiriyor ki doğru yola eresiniz. (ALİ İMRAN103)
Şüphesiz bu (İslâm), tek ümmet (din) olarak sizin ÜMMETİNİZ (dininiz)dir. Ben de Rabbinizim. Onun için SADECE BANA kulluk edin.(ENBİYA 92)
(İnsanlar) İŞLERİNİ KENDİ ARALARINDA PARÇA PARÇA ETTİLER. Hepsi de ancak bize dönecekler. (ENBİYA 93)
ŞÜPHESİZ BU (İslam), TEK BİR DİN OLARAK SİZİN DİNİNİZDİR. Ben de Rabbinizim. Öyle ise bana karşı gelmekten sakının. (MÜ'MİNUN suresi 52. ayet)
(İNSANLAR İSE,DİN) işlerini kendi aralarında PARÇA PARÇA ettiler. HER GRUP KENDİNDE BULUNAN İLE SEVİNMEKTEDİR. (MÜ'MİNUN 53)
Allah, her şeyin yaratıcısıdır. O, HER ŞEYE VEKİLDİR. (Zümer 62)
O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Öyle ise O’nu vekil edin. (MÜZEMMİL 9)
KAFİRLERE ve MÜNAFIKLARA itaat etme! Onların eziyetlerine aldırma ve Allah’a tevekkül et. VEKİL OLARAK ALLAH YETER.(AHZAP 48)
De ki: “Hamd Allah’a mahsustur. O, AYETLERİNİ size gösterecek ve SİZ de onları TANIYACAKSINIZ. Rabbin, yaptıklarınızdan habersiz değildir.” (NEML 93)
O, Allah’tır. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. Dünyada da ahirette de hamd O’na mahsustur. HÜKÜM YALNIZCA O’NUN DUR. Kesinlikle O’na döndürüleceksiniz.(KASAS 70)"""""
ben elimden geldiğince bu görüşün küfür olduğunu söyledim(vahdeti vucud)
ama sizler gündüz kadar aydınlık olanı göremiyorsunuz,
ama şunlarıda söylemek isterim,
aynadan yansıyanlar adlı kardeşim,
ibni arabi'nin hızırla görüştüğünü söylemişsin ,
bende sana derimki,
hızır aleyhisselam öldüğü halde ibni arabi onunla nasıl görüşebilir.
merak ediyorum doğrusu ,
hızır aleyhisselamda ölümlüdür.
yoksa şu ayeti hiç okumadınmı ?
''senden önce hiçbir beşere ebedilik vermedik''enbiya21/34
birde buhari'nin rivayetine bak,
''buhari'ye hızırın hayatta olup olmadığı ile ilgili soru sorulunca,
''Bu nasıl olabilir? Çünkü peygamber ,,
Şu gecenizi görüyormusunuz ? Bu geceden sonra gelecek yüzyılın başında bugün hayatta olan kimselerden hiç biri yeryüzünde kalmayacaktır'' buyurmaktadır.Buhari ilm 41,
ve gayba gelince,
''Gaybın anahtarları da 'O'nun katındadır, onları O'ndan başkası bilmez. karada ve denizde olan her şeyi O bilir. Bir yaprak düşmez ki allah onu bilmesin ...enam 59
"Allah sizi gaybe muttali kılacak değildir. Fakat Allah Resüllerinden dilediğini seçer (ve onlara gaybı bildirir)" (3/179)
ve VEDAT kardeşim
o söylediğin adamların hepsinin ortak bir özelliği var. hepsi vahdeti vucud görüşünde ve benim defalarca söylediğim gibi bu görüş küfürdür.
çünkü allahla birleştiğini iddia ediyor.
varlığın bir olduğunu sölüyor.
oysa allah tektir. ondan başka ilah yoktur. hiç bir şey onun dengi olamaz.
aslında bu görüş hiristiyanların inançlarıyla aynı ,
çünkü onlarda hz. isa 'nın allahla hulul ettiği inancındalar.
örneğin el hallac,
enel hak (ben allahım diyor)
SANA ŞU KİTABI TAVSİYE EDERİM,
KESİNLİKLE AL
El - Hallac - Hüseyn B. Mansur İbn Teymiyye/Prof. Dr. Mikail Bayram
selametle
Aman yarabbi! İnsanlara ne oluyor da Kur’an ayetlerinden, vahiyden yüz çevirip, Kur’an’ın bilgi hazinelerinden ilim almaktan vazgeçiyorlar?
Basiretlerini aydınlatmayı, canlandırmayı niçin terk ediyorlar?
Fikirce, bir kısım görüşlerden çıkarılan sözlerle (düşüncelerle) yetiniyorlar; bu görüşlerden dolayı aralarındaki bağları koparıyorlar; birbirlerini aldatmak için yaldızlı fikirler atıyorlar; böylece de Kur’an’dan uzak kalıyorlar.
Kalblerindeki Kur’an öğretileri kurumuş ama bilmiyorlar;
Kur’anla yaptıkları akit eskimiş fakat yenilemiyorlar.
Kur’an’ın alem ve sancakları ayaklarının dibine düşmüş, hala kaldırmıyorlar.
Gönül ufuklarında Kur’an’ın parlak yıldızları sönmüş de bundan dolayı Kur’an’ı sevmiyorlar.
Karanlık görüşleri ve inançları arasında Kur’an’ın güneşi tutulmuş artık görmüyorlar.
sayın dirar aslında siz beni anlayamamışsınız ki Muhyiddin İbn Arabiyi nasıl anlayasınız?
vermiş olduğunuz kaynaktaki vatandaş İstanbul Üniversitesi Edebiyat fakültesi felsefe bölümünü bitirmiş doktar tezinide Türk modernleşmesi uzerine vermiş.uzmanlık alanı olan Aile ve şiddet,çokkültürlülük,Ulusal kimlik(Türk Ulusçuluğunun Doğuşu)vb.bunun gibi eserlerinin yanında belirtmiş oldugunuz eserleri gibi uzmanlık alanının dışında kafa bulandıran gerçekten uzak kitaplarıda mevcuttur.
Bu kitabında (Vahiyden Kültüre )buyuk zatların eserlerinden paragraflar alarak Mevlana celalleddin Rumi,Yunus emre;hallacı Mansur v.b gibi büyük zatları küfür ve şirk içerisinde göstermiştir.Muhyiddin İbn arabi 1165 yılında doğmuş ve şuan 2008 yılındayız.Bu tarih aralığında bir çok alim ve ulema zat geldi ve geçti,bu alimlerin bir çoğu İbn Arabinin eserlerini okudu ve kaynak olarak gösterdi bunlardan bir tanesini ibn arabi hakkında küfür ve şirk içerisindedir demiştir diyebiliyorsanız bunu değerlendirebiliriz.
IBN-İ ARABİ, "BİZİ TANIMAYAN ESERLERİMİZİ OKUMASIN " demiştir.
Muhyiddin İbn-i Arabî, Derin bir imana ve yüksek maneviyata sahip olan, Allah'ın kendisine büyük kabiliyetler bahşettiği büyük bir İslam âlimidir.
Ünlü hadis âlimi İbn Hacer-el-Askalani, İbn Arabî hakkında;"Kur'an ve Sünnet hakkında yüksek bir bilgiye sahipti. Ayrıca diğer disiplinlere de katıldı. Birçok âlimden hadis öğrendi.diyerek onun sahip olduğu ilme dikkat çekmiştir. Muhyiddin Arabi'nin ESERLERİNİ OKUYAN BİR KİŞİ, BU MÜBAREK ZATIN İLMİNİN DERİNLİĞİNİ, üslubundaki hikmeti, samimiyetini ve ufkunun genişliğini kolaylıkla fark edebilir. İLM-İ LEDUN’A HAİZ OLUŞU;
Hazreti Muhyiddin, o gaybbîn gözüyle bazı hakikatleri keşfedebilmesi, bazı gaybî haberler verebilmesi Allah'ın ihsanı olan ilham esintileriyle, hâlihazırdaki durumu apaydınlık gördüğü gibi, Allah'ın lütfuyla, geçmişi-geleceği de önündeki kitabın sayfaları gibi görüp okuyan, açık-kapalı tevillerde bulunan bir meşrebin kutbu ve harika bir zattır. Bu arada, onun geleceğe ait hâdiselerden bahsetmesi, meselâ, falan tarihte şöyle bir şey, filan tarihte şöyle bir şey ve filan tarihte de şöyle bir şey...olacak demesi, onda, oldukça açık ve herkesten farklıdır. Vâkıa, birçok Hak dostu, Allah'ın emri ve izniyle, benzeri şeyler yapmışlardır ama, onun kadar açık ve ileri değillerdir. İşte Hazreti Muhyiddin'in, eğer Kur'ân, eğer Sünnet, eğerse kendi ilhamlarına dayanıp söylediği şeyler haktır. Ancak kendisine sembollerle anlatılan, mesleği, meşrebi, vazifesi ve devri itibarıyla, teviline kapalı olduğu bir kısım meselelerde, Sünnet'e muhalif beyanlarda bulunmuştur ki, İmam Şârânî, Molla Câmi gibi ehl-i tahkik, mâkul tevillerle, Hazretin anlatmak istediklerini anlatmaya çalışmışlardır.
O bütün benliğiyle Allah'a yönelmiş, mahiyetiyle melekleşmiş, Rabbimiz de onun melekleşen mahiyetine bir lütuf olarak, ona ruhlar ve ruhanîler seviyesinde bir letâfet vermiş. Bu letâfet sayesinde, eşyanın hakikatine, hatta geçmiş ve gelecek zamanlara nüfuz ile geçmişteki müphem vak'alardan, gelecekteki meçhul hâdiselerden, meselâ Devlet-i Âliye'nin kuruluş ve gelişmesinden, bir kısım tarih çapındaki önemli vak'alardan; meselâ 4. Murad'ın altı ayda Revan'a gidip Revan'ı fethedeceğinden ve benzeri daha bir sürü şeyden bahsetmektedir. Bu arada Edison'u hayret ve takdirlere sevk eden "Fütuhat”taki elektrik bahsi de zikredilmeye değer kerametlerdendir. MENKİBELERİ"Bir gün Tunus Limanında idim. Vakit geceydi. Kıyıya yanaşmış gemilerden birisinin güvertesine çıktım. Etrâfı seyretmeye başladım. Denizin üzerinde ay doğmuş, fevkalâde güzel bir manzara teşkil ediyordu. Bu manzarayı Cenâb-ı Hakk'ın her şeyi ne kadar güzel ve yerli yerinde yarattığını tefekkür ederken dalmıştım. Birden ürperdim. Uzaktan uzun boylu, beyaz sakallı bir kimsenin suyun üzerinde yürüyerek geldiğini gördüm. Nihâyet yanıma geldi. Selâm verip bâzı şeyler söyledi. Bu arada ayaklarına dikkatle baktım, ıslak değildi. Konuşmamız bittikten sonra uzakta bir tepe üzerindeki Menare şehrine doğru yürüdü. Her adımında uzun bir mesâfe katediyordu. Hem yürüyor hem de Allahü teâlânın ismini zikrediyordu. O kadar güzel, kalbe işleyen bir zikri vardı ki kendimden geçmiştim. Ertesi gün şehirde bir kimse yanıma yaklaşarak selâm verdi ve; "Gece gemide Hızır (a.s) ile neler konuştunuz? O neler sordu, sen ne cevap verdin?" dedi. Böylece gece gemiye gelenin Hızır (a.s.) olduğunu anladım. Daha sonra Hızır ile zaman zaman görüşüp sohbet ettik, ondan edeb öğrendim."Bir defâsında deniz yolu ile uzak memleketlere seyahate çıkmıştım. Gemimiz bir şehirde mola verdi. Vakit öğle üzeriydi. Namaz kılmak için harâb olmuş bir mescide gittim. Oraya gayr-i müslim bir kimse de gelmiş etrâfı seyrediyordu. Onunla biraz konuştuk. Nebi ve rasullerden meydana gelen mûcizelerle evliyâdan hâsıl olan kerâmetlere inanmıyordu. Biz konuşurken mescide birkaç seyyah geldi. Namaza durdular. İçlerinden biri yerdeki seccâdeyi alıp havaya doğru kaldırarak yere paralel durdurdu. Sonra üzerine çıkıp namazını kıldı. Dikkatlice baktığımda onun Hızır olduğunu anladım. Namazdan sonra bana dönerek; "Bunu, şu münkir kimse için yaptım" dedi. Mûcize ve kerâmete inanmayan o gayr-i müslim, bu sözleri işitince insâf edip müslüman oldu."Hz. Peygamber'i rüyada görüyor ve onun emriyle Fususu'l-Hikem isimli meşhur eserini yazıyor. 631/1232'den sonra ise Divan'ını vücuda getiriyor. Son senelerini ise yazımına daha evvel başladığı Futuhâtı tamamlamak, yeniden düzenlemek ve düzeltmeler yaparak geçiriyor. Şafiî kadısı Şemseddin Ahmed el-Hûlî bir hizmetçi gibi onun ihtiyacını karşılıyordu. Hanefî kadısı ise İbn Arabî'nin bir bakışından çıkardığı mânâ ile kadılık görevini terk edecek kadar ona bağlı idi. KABRİNİN KAYBOLMASI VE BULUNMASIOsmanlı sultanlarından Evliyâullahı çok seven, "Padişahı âlem olmak bir kuru dâvâ imiş, Bir mürşide bende olmak her şeyden âlâ imiş" buyurarak bir mürşide uymanın ehemmiyetini ve Allah dostlarının kıymetini en güzel biçimde ifade eden Yavuz Sultan Selim Han, Çobanın verdiği bu haber üzerine Sultan Selim Han derhal orayı kazdırır. Bir de bakarlar ki, MUHYİDDİN İBN ARABİ HAZRETLERİ'NİN MÜBAREK NAŞI, SANKİ DAHA YENİ DEFNEDİLMİŞ GİBİ TAPTAZE, PIRIL PIRIL, HİÇ ÇÜRÜMEDEN OLDUĞU GİBİ DURUYOR.
Sultan Selim Han hemen o büyük velinin nâşını çıkarttırıp, orayı temizlettirir, kabrin üzerine de güzel bir türbe yaptırır. O mübareği tekrar oraya defnettirir. Bu türbenin yanına da bir cami ve imaret yaptırır, orayı herkesin ziyaretine açar.
Böylece Muhyiddin İbn Arabî'nin asırlar öncesinden verdiği haber gerçekleşmiş "Sin" "Şın"a girince Kabri meydana çıkmıştır. Böylece "Sin" den maksadın Sultan Selim, "Şın"dan maksadın da Şam olduğu anlaşılır.
TABİİ ASIRLAR ÖNCE VEFAT ETMİŞ BİR ZATIN CESEDİNİN ÇÜRÜMEMESİ, OLDUĞU GİBİ TAPTAZE KALMASI HİÇ ŞÜPHESİZ ONUN BÜYÜK BİR VELİ VE ALLAH DOSTLARINDAN OLDUĞUNA DELALET ETMEKTEDİR. LÜTFEN TANIMADIGINIZ İNSANLAR HAKKINDA DOGRU DÜRÜST BİLGİNİZ YOKSA SUÇLAYICI KONUŞMAYALIM!!!!!!!!!!!!
KatılıyorumKatılmıyorum
vedat kardeş,
sen benim demek istediğimi anlayamamızsın.
ne kadar acı,,
ben sadece bu adamın vahdeti vucud görüşünde olduğunu söyledim,
bunu muhyiddin arabiyi bilen herkese sorabilirsin yani bu zaten bilinen bir şey,
ve benim asıl demek istediğim şey,
bu görüşün küfür olduğudur,
ama sen bunu söylediğim için beni kınıyor ve katılmıyorsan o ayrı bir mesele,
alimler tarafından eserleri okutuluyor ve kaynak olarak göesteriliyor demişsin,
işte bu daha da acı,
şimdi ben celaleddin vatandaş'ın vahiyden kültüre isimli eserinin muhyiddin arabi bölümünü buraya yazıyorum (kaynaklarıyla beraber) inşaallah faydası olur.
Onun öğretisi felsefi bir temele sahiptir. İhva-ı safa risaleleri yoluyla iskenderiye Empedoklesçi kozmolojiyi, Biruni'nin astronomik ve astrolojik çalışmalarının bazı özelliklerini ve Hermetik doktrinin kozmos anlayışını öğretisine almıştır. Suhreverdi ve Farslı şair Ennadüddin ile bizzat karşılaşıp ,görüşmüş, onlardan Mani alıp öğretisine katmıştır. Ayrıca kelamcılarla görüşüp konuşmuş, hatta Fahreddin Razi ile mektuplaşmış , böylelikle öğretilerine kelam konularını da dahil etmiştir. İbni sina felsefesini öğrenmiş ondan akıllar nazariyesini kopye etmiştir. Bunların yanı sıra diğer bazı filozoflardan ve kitaplarından Stoacılara ve Yeni Eflatunculara ait antik dönem düşüncelerini alıp onları da öğretisine katmıştır.(184) Onun öğretisinde paganist özellikler azda olsa bulunur. kuzey afrika kavimleri vasıtasıyla elde ettiği bu özellikleri geleceğe ait keşif ve haber verme , ayrıca huruf ilmi gibi değişik biçimlerde ortaya koyar (185) O,öğretisine İslami bir renk katmayıda ihmal etmemiştir. çünkü müslüman toplumunun üyesiydi. Bu itibarla islami özellikler taşıması zorunluydu'KURAN İSTİNAD EDİLECEK EN KUVVETLİ DELİLDİR.(186)diyordu ancak buna rağmen Mısırda idam edilmekten ancak gizlice kaçarak kurtula bilmişti. Zira bu ve benzeri güzel sözleri onun açısından gerçeği yansıtmıyordu. Kuranı en büyük delil olarak niteleyen ibn arabi, bir başka zamanda ,dinin naslarının senbolik olduğu, çoğunun gerçekle ilişkisinin olmadığını , sadece halkı biraz düzene sokmak için ifade edildiğini söylemekten çekinmiyordu. O'na göre cehennemdeki azap bile senbolikti . Gerçek olsa bile alışılıp ,azabı sona erecek olan bir şeydi.(187)
yine iddasına göre o hızır 'la görüştüğünü onunla konuştuğunu iddia etmeye başlar. iddaları burada da sona ermez , peygamberle görüştüğünü ve ondan bazı talimatlar aldığını iddia eder. Daha sonra ise ,allahı rüyasında gördüğünü,ondan talimatlar aldığını iddia eder. İlk aldığı talimat ise, iddiasına göre Allah kendisine ''KULLARIMA NASİHAT ET''demiştir. Bu arada mirac'a da çıkar .(188) zaten bu özelliği nedeniyle iddiasına göre yazdığı kitabının beşeri kitaplardan farklı nitelikleri vardır.''FÜTUHAT''ın beşeri değil ilahi bir kitap olduğunu savunur ve kitabını kendi istek ve iradesiyle değil,allahın iradesi ve isteğiyle yazdığını belirtir. bu diğer bir ifadeyle kitaplarının vahiy ürünü olduğunun üstü kapalı olmayan bir biçimde ifade eder.(189)
ancak bütün bunlara rağmen o ,peygamber olmadığını böyle bir iddiasının olmayacağınıda söyler.(190) O, iddiaları arasında kendisinin insanların en üstünü olduğu konusuna da yer verir. O’na göre bütün varlıklar senbolik olarak bir daire oluşturur ve bunun başlangıç noktası ilk akıldır. İlk akıl ile ilişkide olup , bu özelliğiyle zamanının kutb’u olan kişiler vardır. Bu kutuplardan her devirde sadece bir tane olur. Buna da insanı kamil denir. İnsanı kamilden daha üstün ve mükemmel varlık yoktur. Zira Allah onu kendi suretinde yaratmıştır. İnsanı kamil olan bu kişi bu yüce makamı belirli çalışma gayretlerinin sonucunda elde etmiştir. Dolayısıyla Allahtan , kendi istek ve arzusu olmadan vahiy alan peygamberler bile isteyerek, gayret sarfederek , kendisini yetiştirerek Allahtan bilgi alan insanı kamil’den yüce değildir. İbni Arabi tamamen kendi hayal ürünü bu düşüncelerini dile getirdikten sonra , son ve asıl iddiasını ortaya atar; kendisi zamanının insanı kamilidir. Hatta evliyanın en üstünü ve sonuncusudur. (hatemül evliya)(192)
ibn Arabi ‘nin inanç merkezini vahdeti vucud düşüncesi oluşturur.
Bu son duruma göre yaratan ve yaratılan iki varlıktır ancak bu ayrılık sadece isimdedir. Gerçekte bu aynı varlıklardır. Tanrı ile kainat bütünleşmiş tek varlık halindedir. Bu nedenle vahdeti vucud’cu için görünen, hissedilen alemden başka varlık yoktur. Buna ise tabiat veya tanrı demek fark etmez. Nasıl olsa iki ayrı isimde aynı şeyi ifade eder. (198)
‘’VARLIKTA ANCAK ALLAH VARDIR’’,veya’’VARLIKTA ANCAK BİR VARDIR:SUYUN RENGİ KABININ RENGİDİR.(201) diyen ibni Arabi , bu sözleriyle inancını ifade ederken kuran ayetlerinide hiçbir kural tanımaz tavırla yorumlamaktan çekinmez. O, ali İmran suresinin 191.ayet olan’’rabbimiz sen bunu boşuna yaratmadın ,sen münezzehsin ‘’ayetini şöyle yorumlar:’’KENDİSİNDEN BAŞKA BİR ŞEY YARATMAMIŞTIR,EĞER HAKKIN GAYRI BİR ŞEY YARATMIİŞSA O BATILDIR. BELKİ ONLARI SENİN İSİMLERİN VE SIFATLARIN İLE ORTAYA KOYMUŞTUR.SENDEN GAYRI OLANLARI TENZİH EDERİZ.(202)
İbni Arabi vahdeti vucud inancını manzum ve nesir türü yazılarında ayrıntılı bir şekilde anlatıp, bu inancı sistemli bir inanç haline getirmeye çalışır. Konuya örnek olması açısından bir şiirinde şöyle der:,,
Ey varlığı yaratan nefsinde !
Sen bütün yaratıklarını cemediyorun,
Yaratıyorsun , oluşu sona erenleri sende
Darda sensin geniş de…(203)
hakimiyet sahibi olan allahın selamı,
en çok onu ,onu yolunda,onun için sevenlerin üstüne olsun.
sayın dirar,
bildiğiniz gibi bu kitap arapçadan dilimize çevriliyor.cümleler ve paragraflar bir bütünlük içerisinde okunduğu zaman yazarın anlatmak ıstedıgı hakkında bır kanı olusur.bu adam dediğiniz zat, butun ıslam çevresi tarafından itikadi ve içtihad yönünden kabul görmüş ve alimler tarafından eserleri kaynak olarak gösterilen endülüslü mübarek bir alimdir.bu bır tefsir çalışmasıdır.unutmayın ki Ku'ran-ı Kerim arapçadır,zatın lisanıda Arapçadır.o Zaman neyi tefsir etmiştir diye düşünmek gerekir.buradan şu sonucu çıkarabiliriz ayetler yazıldığı anlamdan daha fazlasını ifade eder yani meal başkadır tefsir başkadır.bakıyorum sizde bu büyük zatın hakkında yorum yaparken aynı hatayı yapmışsınız meal ile örnek vermişsiniz.ayetlerin nüzul sebepleri vardır.bunları bilirsek o Ayetin bize anlatmak istediği hakkında kendi ilmimiz ölçüsünde bir şeyler anlayabiliriz.yani insanın ilmide sınırlıdır.zatta burada kendi ilmi ile bunu başaramayacağını bu eserin kendisinin ilmi ile değil Allah (c.c)'ın tasarrufuyla ona nasip olduğunu anlatmaya çalışmış.son olarak bu eseri okumanın hem size hemde bize büyük bir kazanım getireceği inancındayım.
KatılıyorumKatılmıyorum
"Yüce Allah, varlık âleminde yazılı olan her şeyi kalplere ilham yoluyla yazdırır. Çünkü âlem, yazılmış ilahi bir kitaptır."
- Allah'a yemin ederim ki, burada içime atılan ilahi imla, rabbani ilka veya ruhani üfleme olmayan tek bir harf dahi yazmış değilim. İş tamamen bundan ibarettir. Bununla beraber biz, şeriat koyan Resuller olmadığımız gibi teklif getiren Nebîler de değiliz.
MUHYİDDİN İBN ARABİ
bu sözler yukarıdaki kitabın (Tefsir- i Kebir Te'vilat ) alt satırında yazıyor..
yani bu adam kendisine ''- Allah'a yemin ederim ki, burada içime atılan ilahi imla, rabbani ilka veya ruhani üfleme olmayan tek bir harf dahi yazmış değilim.'' derken kendisine vahiy geldiğini mi ! söylüyor,şaşıyorum doğrusu ,,yoksa yanlış mı anlıyorum ? şaşıyorum doğrusu, sonrada rasul ve nebi olmadığını söylüyor.
hz. ömer 'e de bir bakın, katibi yazısını bitirince altına allahdan ve rasulünden yazıyor. hz.ömer devreye giriyor dur! altına ömerden dir diye yaz.
peki bu adam ne yapıyor altına vahiydir diye söylüyor. yoksa yanlış mı anlıyorum? yoksa bu adam hz. ömerin yapmadığını mı, yapıyor ?
şaşıyorum doğrusu,
bu adam vahdeti vucud görüşünü savunuyor.yani allahla birleştiğini iddia ediyor .allah aşkına bana söyleyin bu nasıl oluyor.allah her şey den münezzeh değilmi ? her şeyi yoktan vareden değilmi ? anamızın karnında yalnız iken o bize yalnızca kendisine kulluk etmemiz için bizi yaratmadı? söyleyin allahdan başka ilahmı var? yeryüzünü evirip çeviren değilmi?
ya rabbimiz senden başka ilah yok.şahidlik ederiz.bütün işleri evirip çeviren ancak sensin. ve bir teksin. hiç kimseye muhtaç değlsin her şey sana muhtaçtır.hiç bir şey sana denk değildir.
"Onlara de ki: Eğerbiliyor idiyseniz yer ve yerdekiler kimindir, söyleyin. Onlar, Allah'ındır diyecekler. Öyle ise, düşünmüyor musunuz, de! Yedi semanın ve büyük Arşın Rabbi kimdir, diye sorsan, onlar Allah'dır, diyecekler, öyle ise de ki:Hala sakınmıyor musunuz?, De ki: Her şeyin melekütü elinde olan, çekip çeviren, fakat çekip çevrilmeyen kimdir? Onlar Allah'dır diyecekler, de ki: Öyle ise nasıl olup da aldanıyorsunuz?" (Müminun, 84-89);
Vallahi biz apaçık bir sapıklıkta idik, çünkü biz sizi alemlerin rabbi ile eşit tutmuştuk” (Şuara, 97-98) diyeceklerdir.
Hata bildirimi: Bulunduğunuz ürün sayfasında karşılaştığınız yazım, anlam vb. hataları bu form yolu ile bildirmeniz, hataları daha hızlı düzeltmemize yardımcı olacaktır. İşbirliğiniz için teşekkür ederiz.
kitapyurdu.com'da ödeme seçenekleri olarak Visa, Master ve Dinners kartlar ile havale, eft kabul edilmektedir.
kartlara taksit yapılmaktadır.
Tel: 0212-5198720 Faks: 0212-5191584 Alemdar mh. Güzel Sanatlar sk. No:9 34410 Cağaloğlu-İstanbul Türkiye
Gizlilik ve Güvenlik Politikası
Bu sitenin JavaScript kodları İnternet Explorer'a göre hazırlanmıştır. Diğer Tarayıcılarda problem yaşayabilirsiniz.
www.kitapyurdu.com