Arabesk müziğin kendisini sürekli güncelleme ve gündemde kalabilme kabiliyeti var. Kült isimleri ölüyor ama şarkıları yaşıyor. Arabeski doğuran toplumsal şartlar temelden değişiyor ama sanki o şartlar devam ediyor gibi, şarkılar bugüne seslenmeyi sürdürüyor. Arabesk gündemde kalabilme yeteneğini biraz da diğer türlerle kurabildiği başarılı bağlara ve akrabalık ilişkilerine borçlu. Bir arabesk şarkının tekno alt yapısı olan bir coverı hemen, daha dün yapılmış bir şarkı gibi dolaşıma giriveriyor. Arabesk üzerine bir dosya yaparken daha yakından fark ettiğimiz gibi konuyla ilgili enikonu derli toplu bir literatür oluşmuş durumda. Seksenlerden itibaren sosyoloji, antropoloji, edebiyat ve hatta ilahiyat alanlarında konuyla ilgili akademik çalışmalar yapılmış. Bu literatüre eklenmesini beklediğimiz çalışmalar, arabeskin gösterdiği esnekliğin yarattığı yeni yüzleri, yeni sentezleri ve bunların sadece müzikal değil sosyolojik arka planlarını tahlil eden çalışmalar.
Yeni orta sınıfı analiz eden çalışmaların gösterdiği gibi bu sınıf temelde folklor ve millî nitelik taşıyan kültürle arasına mesafe koyarak kendi sınıfsal kişiliğini belirgin kılmıştı. Dünya vatandaşlığı iddiasının bir gereğiydi bu ve özellikle arabesk bu sınıfsal refleksler sebebiyle alt kültür gruplarının mülkü olarak etiketlenmişti. Ama yeni orta sınıf, önce parodileştirdiği ve alay ettiği arabeski, zaman içinde kendi kültür uzamına dâhil etmenin incelikli yolunu buldu: onu diğer mutena türlerle melezlemek. Bunun bir tür soylulaştırmak olduğu iddia edilebilir. Tıpkı bir zamanlar salaş veya ucuz kabul edilen mekânların, yiyeceklerin ya da semtlerin soylulaştırılması gibi.
Bu sayımızda arabeskin doğuş şartlarına işaret eden bölümler de bulacaksınız. Bu nispeten eski ve aşılmış görünen bir konu olsa da yeni kuşaktan okurların ilgisini bu konuya çekmek ve bu şartları bugünden bakınca yeniden analiz etmek anlamlıdır. Öte yandan, işaret ettiğim soylulaştırmayı izah eden yazılar da yer alıyor dosyamızda.
Nihayet bu çok yönlü ve toplumun her kesiminde karşılık bulan bir o kadar da yaygın konuyu incelediği bir dosyayla karşınızda.
Dosya Nuran Erol Işık’ın, “Popüler Kültür Ekseninde Değişen Arabesk” başlıklı yazısında, arabeskin sosyolojik bir olgu olarak geçirdiği dönüşümü; popüler kültür, sınıf ilişkileri, yeni nesil arabeskle ilintili ve kültürel melezleşme bağlamında ele alan yazısıyla başlıyor. Ardından Furkan Dilben, “Çeperden Merkeze: Dışlanma ve Kabul -‘No Hiphop, Yes Müslüm’” başlıklı yazısında, arabeskin rap ve hip-hop kültürüyle kurduğu gerilimli ama üretken ilişkiyi, kültürel dışlanma ve kabul kavramları üzerinden Gassal, Leyla ile Mecnun, Beş Kardeş gibi yeni kuşak dizilerden de bahsederek inceliyor. Sonrasında Selçuk Küpçük, “‘Sosyete İşi’ Olan Yeni Arabesk Karşısında Artık Rap Var” başlıklı yazısında, arabeskin popülerleşme sürecini ve bu süreçte rap müziğin üstlendiği karşı konumu tartışmaya açarken arabeskin tarihsel sürekliliğini tamamlaması üzerine düşünüyor. Güven Adıgüzel, “Arabesk’in Ölümsüz Ruhu ya da Deli Gibi Sevmek Ruhumuzda Var!” yazısında, arabeskin duygusal sürekliliğini ve kolektif hafızadaki yerini kültürel bir okuma eşliğinde ele alırken arabeskin yeni nesil sanatçılarla coverlarını ortaya çıkararak yeni müzik listelerindeki trendleri aktarıyor. Onur Taydaş, “Gassal ve Bir Başkadır Üzerinden Arabesk Müziğin Dönüşümü ve Sunumu” başlıklı dosya yazısında, son dönem diziler üzerinden arabesk müziğin estetik sunumunu, temsil biçimlerini ve bu dönüşümün izleyiciyle kurduğu yeni ilişkiyi karabesk müziğin dramaturjinin önemli parçasına dönüşen bir çerçevede ele alıyor. Yine Hande Yıldırım Önsöz, “Hislerden Aksesuara, Öykülerden Deneyime, Tahkiyeden İçeriğe Arabesk(in) Kitle Kültürünün Çözülüşü” başlıklı önsöz yazısında, arabeskin tarihsel arka planından bugüne uzanan dönüşümünü; toplumsal hafıza, sınıfsal kırılmalar ve popüler kültürle kurduğu yeni ilişkileri müzik zevk ve gözlemleri, rock-metal, caz-blues ve yeni arabesk üzerinden okuyor. Son olarak Muhammed Berdibek, “Arabesk’ten Rap’e Türk Toplumunun Müzikal Dönüşümü” başlıklı yazısında, Türkiye’nin müzik tarihinde arabeskten rap’e uzanan süreci Doğu-Batı, merkez-çevre ve dindarlık-sekülerlik gerilimlerinin estetik biçimler aracılığıyla süreklilik kazandığı bir dönüşüm hattı olarak ele alıyor. Berdibek, bu hattı İbn Haldun’un asabiyet ve döngüsel toplumsal yapı anlayışı üzerinden okuyarak, arabesk müziğin tarihsel serüvenini estetik bir süreklilik ve yenilenme döngüsü içinde konumlandırıyor.
Nihayet’in Kayıtlar, Hayat Memat ve Kültür Atlası sayfalarında da okuru birbirinden önemli yazılar bekliyor.
Cihan Aktaş, “Kaos ve Bunama” başlıklı yazısında, yaşlanmayı özellikle kadınlar açısından toplumsal algılar, deneyim ve emek üzerinden yaşlı kadınların yoksulluk, bakım emeği ve görünmezlik içinde sürdürdükleri hayatı, gündelik pratikler ve kuşaklar arası deneyim aktarımı üzerinden tartışıyor.
Selime Kahraman Kayan, “Bir Avarelik Gezisi: Burgazada” yazısıyla mekân, hafıza ve yürüyüş üzerinden bir ada anlatısı kuruyor.
Tahsin Yıldırım “Cenap Şahabettin’in Çöpçatan Şair Oğlu” başlıklı yazısında, Servet-i Fünun edebiyatının önemli isimlerinden Cenap Şahabettin’in sanat anlayışını ve kültür-sanat çevreleriyle kurduğu ilişkiyi ele alırken; şairin özel hayatı ve evlilikleri üzerinden dönemin entelektüel dünyasına dair dikkat çekici ayrıntılara da değiniyor.
Seda Yaman, “Kim Bu Adamlar” yazısında, bir taşınma sırasında karşısına çıkan ve adları “adam” ile biten yedi kitabın izinden giderek okuma deneyimini kişisel bir hafıza ve edebiyat yolculuğuna dönüştürüyor.
Mehmet Kırtorun, “Kahramanlığın Piyasa Değeri: Cashero” başlıklı yazısında popüler kültürde kahramanlık anlatılarını eleştirel bir gözle değerlendirirken diziler üzerine tavsiyeler ve okumalara devam ediyor.
Necati Tonga, “Hazine-i Evrak: Cahit Sıtkı Tarancı (1910–1956)” başlıklı çalışmasında Tarancı’nın arşivinden seçilen belge, fotoğraf ve el yazmalarıyla edebiyat tarihimize dikkat çekici bir pencere açıyor.
İbrahim Bülbül, “Na‘l-i Şerifin Dîle Düşürüp Dile Getirdikleri”nde, Hz. Peygamber’in na‘l-i şerifinin İslam kültüründeki sembolik, estetik ve edebî serüvenini ele alıyor.
Ömer Faruk Aksoy, “Medine’deki Arif Hikmet Kütüphanesi’nde Ali Ulvi Kurucu ile Röportaj Çekimleri” başlıklı yazısında, kutsal şehirlerde tanıklık ettiği bir hafıza mekânını ve önemli bir âlimi Ali Ulvi Kurucu’yu arşivinden kendi çektiği fotoğraflarla anlatıyor.
Nihayet’i Türkiye’nin her yerinde gazete bayileri, seçkin kitabevleri ve zincir mağaza marketlerde bulabilir, www.birliktedagitim.com sitesinden kolayca abone olabilirsiniz.