Avrupa, sadece bir kıta değil bir imge, bir kültürel tortu, bir okuma biçimi. Bir hayal, bir hayalet, bir rüya, bir anlatı, bir masal da. Yani zihinlerde Avrupa, bütün bu tahayyüle ve tasavvura yapışık karakterinden bağımsız olarak canlandırılamaz durumda. Sokaktaki Avrupalıyla karşılaşma da Avrupa liglerinden bir maç izleme de bu imgenin tasallutu altında kalmak durumunda. Bu imge birkaç yüzyıllık modernleşme tecrübemizin ışığında şekillendi. İster devlet eliyle, isterse toplumsal bir taban ve örgütlenmeye bağlı olarak olsun modernleşme çabasının ufkunda bu imge hep taptaze duruyordu. Bu imge bazen “muasır medeniyetler seviyesi”nin ima ettiği iddialı ve sarsılmaz bir kuntluğa sahipti, bazen de daha bulanık ve kırılgan olan “ilmini ve fennini alıp ahlakını almayacağımız” ölçülerindeydi. Ama her halükârda, modernleşme tecrübemizin üstünde bu imge ya da bu hayalet dolaştı durdu. Bu imgenin derinlikli tahlillerinin yapılmasına ihtiyacımız var.
Avrupa imgesinin bir yapı sökümünü yapabilmek için olduğu kadar bu imgeyi tekrar tekrar üreten kendiliğimizi anlayabilmek, son birkaç yüzyıldır tam olarak ne yaşadığımızı kavramak için de bu geniş oylumlu tahlile muhtacız. Bu sayımız, bu yönde yapılan çalışmalara güncel bir katkı olarak kabul edilebilir.
Nihayet’in bu sayıdaki dosyası Avrupa imgesini kurcalarken Avrupa-merkezliliği, Avrupa’nın ötekiyle ilişkisini, ötekinin Avrupa’ya bakışını ele alan yazılar içeriyor. Sadece politik ve askerî değil, futboldan edebiyata, dünden bugüne, geniş bir spektrumda Avrupa imgesine yakından bakmaya çalışıyor. Böylece Avrupa üzerine düşünme, Avrupa’ya dair bilgi ve fikir üretme çabasına yöneliyor.
Dosya Volkan İpek’in, “Kolonyalizm Karşıtlığı: Sert Siyasiden Yumuşak Kültürele Bir Futbol Öyküsü” yazısıyla, Cesaire, Fanon ve Memmi üzerinden kolonyalizm karşıtı düşüncenin dönüşümünü inceliyor. Sert siyasal itirazdan kültürel etkileşime evrilen bu hattı futbol ve Afrika Uluslar Kupası örneği üzerinden günümüze taşıyor. Ardından Selim Beyazyüz, “Batı Düşüncesinin Çıkmazları: Postkolonyal Sinema ve Batı İmgesinin Çözülüşü” yazısında Batı düşüncesinin kendini evrensel ve merkezî bir referans olarak kurma sürecini postkolonyal sinema üzerinden sorguluyor. Sinemanın anlatı imkânları aracılığıyla Batı imgesinin nasıl çözülmeye başladığını gösterirken, görsel kültürün kolonyal hafızayı dönüştürme gücünü tartışmaya açıyor. Sonrasında Ali Şükrü Çoruk, “Tufan-ı Terakki’nin Parçası Olmak” ilerleme fikrinin Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan serüvenini Avrupayla ilk karşılaşan aydınlar ışığında özellikle Namık Kemalle beliren “terakki” söylemi üzerinden ele alıyor. Haydar Haluk Ceylan, “Hegemonyanın İnşası: Avrupa ve Futbol” başlıklı yazısında, futbolun bir oyun olmanın ötesinde Avrupa değerlerinin ve rasyonalizmin dolaşıma sokulduğu güçlü bir kültürel hegemonya aracına dönüşümünü inceliyor. Modern futbolun İngiltere’den kıta Avrupası’na uzanan serüveni üzerinden oyunun nasıl bir “Avrupa imgesi” ürettiğini tartışıyor. Faşizmden komünizme, neoliberal Süper Lig tartışmalarından UEFA’nın söylemine kadar futbolun ideolojik kullanımlarını analiz ediyor. Yazı, dayanışma ve evrensellik iddiasıyla sahadaki eşitsizlikler arasındaki çelişkiye dikkat çekiyor. Ümit Aksoy’un, “Düşüncenin Geldiği Zevali İfşa Edebilecek Bir Anlatım Geliştirmeliyiz” başlığında Prof. Dr. Kasım Küçükalp ile gerçekleştirdiği, evrensellik ve dışlama arasında Avrupa-merkezcilik, Avrupa fikri ve imgesinin yalnızca bir coğrafyayı değil, tarihsel bir düşünce rejimini temsil ettiğini vurgulayan bu kapsamlı söyleşide, Avrupa-merkezci düşüncenin kuruluşu ve bugünkü açmazları ele alınıyor. Felsefeden modernite krizine uzanan çerçevede, Batı-dışı toplumların bu mirasla kurduğu gerilimli ilişki masaya yatırılıyor. Yine Fatih Durgun “Avrupa’nın Göçle İmtihanı” başlığıyla, Avrupa’nın göç olgusu karşısındaki sınavını tarihsel ve siyasal boyutlarıyla inceliyor. İnsan hakları ve evrensellik söylemiyle sınır politikaları arasındaki çelişkiyi ortaya koyarken, Avrupa kimliğinin göç üzerinden yeniden tanımlanışını tartışıyor. Tuba Kaplan, “Katalogların İktidarı: Avrupa Edebiyatının Yeni Merkezi” başlığıyla Furkan Çalışkan ile metinle dolaşım ağının birbirini yeniden ürettiği çağımızda Avrupa-merkez fikrinin çeviri rejimleri, ödül–festival hattı ve görünürlük ekonomisi üzerinden nasıl kurulduğu ele alınıyor. Dilin düşüncenin evi olarak kalmasına rağmen piyasanın normlarına nasıl bağlandığı ve “öteki” temsili üzerinden Türkiye’de çevirinin belirleyici rolü tartışılıyor. Hasan Aksakal, “Avrupa Bir Açık Hava Müzesine mi Dönüşüyor? Sömürgeci Modernitenin Paradoksu Üzerine Bazı Notlar” yazısında Avrupa’nın tarihsel bir özne olmaktan ziyade bir “sergileme mekânı”na dönüşme ihtimalini sömürgeci modernite bağlamında değerlendiriyor. Modernliğin kurucu iddialarıyla bugünkü kültürel donukluk arasındaki gerilimi analiz ederek Avrupa imgesinin geleceğine dair eleştirel notlar düşüyor.