Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

Yasemin Erkut Tarafından Yapılan Yorumlar

16.02.2015

Bir kadın, bir eş ve her şeyden önce bir anne. Hiçbirini eksik yapmadan aynı zamanda bir girişimci kadın olmanın nasıl bir şey olduğunu okumak için çok iyi bir kitap. Kimse Çin ile ilgilenmezken daha, bu potansiyeli değerlendirmiş bir kadın.

Şunu şöyle yapın böyle yapın demeden, girişimci olma ruhunu hissettiren, başarının keyfinin tadını veren, kararlıysan yapabilirsin diyen bir kitap.
02.02.2015

'Çünkü ben sürekli çalışırım, çalışmayacak olsam yaşardım' diyor yazar, devamlılığını yazmakta buluyor. Ve yazabilmek için de özgürlüğe ihtiyacı var. Evliliğinde bu ikilemi yaşıyor. Yahudi olmayı da sorguluyor. Sırf Yahudi diye sevilmemek ya da tersi sırf Yahudi olduğu için sevilmek. İnsan olmanın dışında bir kimliğin önemli kılınmasının anlamsızlığı.

Çocuk isteyen karısına kendi çocukluğundan söz ediyor. Auschwitz'e gitmeden önce de zaten korku egemenliği altında yaşadığını anlatıyor. O dönemin otoriter tarzını, örneğin okulunun pedagoji diktatörlüğü olduğunu, babasının ise ataerkil otoritesini hatırlıyor. Bir çocuğa baba olmak... bunu yapamayacağını düşünüyor ve karısına 'hayır' diyor.
Yıllar sonra bu kararını sorguladığı bir kitap aynı zamanda.

Olayın az düşüncenin yoğun olduğu bir roman.

30.01.2015

Yazar bir roman yazması gerektiğine inanır ve 28 metrekare odasında 10 yıl çalışarak romanını yazar, ancak yıllarca bastıramaz. İlk romanının geri çevrilişinin acısı ve bir sonraki romanını yazmaya başlayışının öyküsü ile başlıyor bu ikinci romanı. Bir türlü başlayamıyor. Kendine verdiği görev yazmak, ama ne yazacağını bile bilmiyor. Romanın başında bu 'yazmaya bir türlü başlayamayan yazar' çok güzel anlatılmış. Tekararlar, parantezler, karmaşık betimlemeler... ve nihayet yazmaya başlar.
Romanın başında, yazmaya başlarkenki zorlanmayı yansıttığı bölümden sonrası son derece akıcı devam ediyor. İlk sayfalara aldanmayın. Ayrıca bu başlangıç son derece yaratıcı ve yazar risk almış ama başarmış.
Totaliter rejimde yaşamanın kısıtlayıcılığı, kapıcının polisin bilgi sağlayıcısı rolünde oluşu, müzisyenlerin yasaklı parçaları çalamayışı, çalışma kampları romanın arka fonunu oluşturuyor.
30.01.2015

Yazar bir roman yazması gerektiğine inanır ve 28 metrekare odasında 10 yıl çalışarak romanını yazar, ancak yıllarca bastıramaz. İlk romanının geri çevrilişinin acısı ve bir sonraki romanını yazmaya başlayışının öyküsü ile başlıyor bu ikinci romanı. Bir türlü başlayamıyor. Kendine verdiği görev yazmak, ama ne yazacağını bile bilmiyor. Romanın başında bu 'yazmaya bir türlü başlayamayan yazar' çok güzel anlatılmış. Tekararlar, parantezler, karmaşık betimlemeler... ve nihayet yazmaya başlar.
Romanın başında, yazmaya başlarkenki zorlanmayı yansıttığı bölümden sonrası son derece akıcı devam ediyor. İlk sayfalara aldanmayın. Ayrıca bu başlangıç son derece yaratıcı ve yazar risk almış ama başarmış.
Totaliter rejimde yaşamanın kısıtlayıcılığı, kapıcının polisin bilgi sağlayıcısı rolünde oluşu, müzisyenlerin yasaklı parçaları çalamayışı, çalışma kampları romanın arka fonunu oluşturuyor.
26.01.2015

Bir arkadaş grubu.
Roman, gruptan birinin, yazar Be’nin intiharı ile başlıyor. Arkadaşı editör Keseru, yazarın kendisini öldürmeden önce bitirdiği son bir romanının olduğu inancında. Ve bu romanı bulmaya adıyor günlerini. Çünkü o edebiyata inanıyor, ‘başka hiçbir şeye değil’.
Yazar Be, Auschwitz toplama kampında doğmuş az sayıdaki bebeklerden biri.
“Yaşandı ve yine de gerçek değil. İstisna. Anekdot. Bu istisnai başarı öyküsü, genel yok etme öyküsü içinde hangi yeri alacak” diye soruyor Be. Varoluşunun ancak, “Auschwitz adındaki şifreyi çözerse” dayanak kazanabileceğini düşünerek yazıyor. Yazıyor, çünkü bu onun kendisini ifade edebilmesinin tek aracı.
Ancak bir an geliyor ve en Büyük Asilik olarak kabul ettiği, ‘Hayatta Kalma’ inadından vazgeçiyor.
Editör Keseru, Be’nin bir ‘son romanı’ olduğuna inanmakla kalmıyor, onu yazarın ayrıldığı eşi Judit’e verdiğinden de neredeyse emin. Judit reddiyor.
Babası Auschwitz’den kurtulanlardan olan Judit, onu ‘Tümüyle indirgenmiş insan, başka bir deyişle; hayatta kalan’ olarak hatırlıyor.
Arkadaşları Be’yi, Judit’i sıkıştırmaktan vazgeçirmeye çalışıyorlar. Ancak Be inadının ardındaki diğer itici gücü ağzından kaçırıyor; “Geçmişten öyle düşündüğü kadar kolay çıkıp gidemez.”
Oysa Judit kaçabilmişti. Yeniden evlendi ve iki de çocuğu var. Kaçmıştı. Kaçmadan önce, yani Be ile evliyken, asla acı veren anıları unutmuyordu. Dünya bir katiller dünyasıydı. Bu düşüncelerle neredeyse gurur duyuyordu.
Bir keresinde Judit’in yaşama isteği yine de uyanıyor ve Floransa’ya yolculuk için iki bilet alıyor. Be ise anlamıyorum, diyor, ‘bir yığın aptalın eşliğinde Floransa’ya bir gezi yapmak üzere çalışma masasından kalkacağımı nasıl düşünebildiğini anlayamıyorum’. Judit gidiyor.
Ve editör, bu kurtuluşu affetmiyor.

Romanı bayağı beğendiğim belli oluyor sanırım.