Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

aygn.elif Tarafından Yapılan Yorumlar

18.12.2025

İskender Pala’nın Surnâme adlı romanı, bir sadrazamın ölümüyle açılıyor. Sarayda herkesin dilinde aynı soru var: Yeni sadrazam kim olacak? Bu soru yalnızca devlet erkânını değil, hikâyenin kaderini de belirliyor. Padişahın hükmü, görkemli bir sünnet düğününün ardından açıklanacak; roman tam da bu bekleyişin gölgesinde başlıyor.

Pala, bu tarihsel çerçeveyi kuru bir bilgi aktarımıyla değil, hikâyeleştirerek kuruyor. Nasrettin ve Nusrettin’in hikâyesi, metne canlılık katıyor; anlatı yer yer çetrefilli, yer yer akıcılığıyla sürükleyici bir hâl alıyor. Sarayın iktidar hesapları, görünmeyen rekabetler ustalıkla örülüyor.

Surnâme, Osmanlı’nın görkemli yüzünü anlatırken aynı zamanda insanî zaafları, beklentileri ve iktidar arzusunu da görünür kılıyor. Tarihle edebiyatın dengeli bir biçimde birleştiği bu roman, sabırlı bir okuma istiyor ama karşılığında güçlü bir atmosfer ve derin bir tanıklık sunuyor.
10.12.2025

Macar Edebiyatının sahipliğini yaptığı bu kitap, ilk bakışta bir dostluk hikâyesi gibi görünse de, ilerledikçe okuru bambaşka konuların içine çekiyor. Hikâye, sadeliğinin altında sakladığı derinliklerle dikkatini sürekli diri tutmayı başarıyor.

Generalin anlatımıyla birlikte Kondrad’ı tanıyoruz. Ardından gelen sahnelerde yıllar sonra tekrar bir araya gelişlerine tanıklık ediyoruz. Buluşma anının güçlü betimlemeleri, okuru adeta odanın havasına, duvarların sessizliğine, karakterlerin yüzlerine sinmiş duygulara taşırıyor.

Sayfalar ilerledikçe kendinizi yalnızca bir okuyucu olarak değil, o anın içinde bulunan üçüncü bir kişiymiş gibi hissediyorsunuz. Sanki kapının kenarında durmuş, nefesinizi tutmuş, karşılıklı bakışmalarını, kelimelere sığmayan geçmişlerini, aralarında gidip gelen sessiz dalgaları izliyorsunuz. Hikâye, sadece anlatılmıyor; yaşatılıyor.
07.12.2025

Ben ne muazzam bir kitap okudum öyle! Okurken sanki ben de bir caminocu olup Seher'in küçüklükten başlayan talihsiz anılarına, sessizliğine, kendini toparlama çabasına tanıklık ettim. Her sayfada onunla birlikte yürüdüm, onunla birlikte durup düşündüm.
Tüm okurlar gibi kitabı bitirdiğimde ben de aynı soruyu sordum kendime:
Ev dediğin şey nedir?
Cevabı içimde buldum:
İnsan, nereye giderse gitsin aslında evini içinde taşır.
Mutluluğun, huzurun, kendini bulduğun yer... İşte orası senin evindir. Ev, dışarıdaki bir yapıdan çok, insanın içindeki bir hâlmiş meğer.
Kitap bittiğinde Seher bize çok şey kazandırıyor; dönüp kendi içimize bakmamızı, kendi "ev"imizi yeniden anlamlandırmamızı sağlıyor.
13.11.2025

Şimdiye kadar bir kitap için “tatlı” kelimesini hiç kullanmamıştım. Ama sanırım bu kitap için kullanacağım en doğru kelime bu. Çok tatlı bir kitaptı. Okurken, bir kitabı okuyor gibi değil de sanki yazarla sohbet ediyormuşsun gibi hissediyorsun.

Her bir öykü bambaşka bir hayatın kapısını aralıyor; siz de hepsine tanıklık ederken kendinizden bir şey buluyorsunuz.

Kalemine sağlık Aylin Balboa.
01.11.2025

Romain Gary, kitabına “Annemimi kölelikten kurtarmaya söz verdiğimde henüz çok küçüktüm,” diyerek başlar ve bu cümle aslında romanın ruhunu bütünüyle özetler. Bu hikâye bir çocuğun annesine verdiği sözle şekillenen hayatını, yoksulluğu, umutla yoğrulmuş hayalleri ve anne-oğul arasındaki sarsıcı bağı anlatır. Roman biyografik olsa da, yalnızca bir yaşam hikâyesi değil; fedakârlık, inanç ve sevginin sınırlarını zorlayan duygusal bir tanıklıktır. Anne, oğlunu büyük bir yazar yapacağına inanır; Romain ise bu umudu yerine getirmek için çocuk yaşta yetişkinliğin yükünü taşır. Kitabın ilerleyen bölümlerinde bu bağ hem ilham verici hem de yıpratıcı bir hal alır. Yoksulluk, hayal kırıklıkları, tutunma çabası ve gurur, her sayfaya siner. Ayrıca Romain’in annesinin Nino’ya karşı duyduğu minnet duygusu, insan ruhundaki nezaketle çaresizliğin nasıl yan yana durabileceğini gösterir. Sonunda geriye yalnızca bir hayat değil, bir sözün insanı nasıl büyüttüğü kalır.