Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900

E-Dergi

©MGB Tarafından Yapılan Yorumlar

13.03.2008

Ekrem Şama bu kitabında, Çanakkale Savaşı'nda yapılan stratejik hileleri anlatıyor.

Kaliteli bir eser, okudum, tavsiye ederim...
09.03.2008

Başlarda akıcı bir kitap, fakat daha sonra sıkıcı oluyor..

100 temel eserde olan bir kitap.

Herşeye rağmen okunması lazım.
05.03.2008

Tolstoy'un diğer kitapları gibi akıcı ve zevkli.

Ateşi Kıvılcımken Söndürmeli hkayesinde küçük bir sebepten büyük sonuçlar çıkacağı anlatılıyor.

Okuması hoş, tavsiye ederim.
04.03.2008

Bence kitabı okumadan önce Şamil Tayyar'ın olay olan röportajını okumalısınız.

boyuthaber'de "Bu röportajın her satırı olay!" başlığıyla yayınlanmıştır.

link: http://www.boyuthaber.com/haber/20080214/Bu-roportajin-her-satiri-olay.php
29.02.2008

Suavi Kemal'in kapıları açmak yorumu:


Eylül geldi ve Mustafa Kutlu’nun bir kitabı daha çıktı. “Kapıları Açmak”.

Kapıları Açmak, en çok Zehra’nın hikâyesi. Onun kendi tercihleri dışında yitirdiği o küçük güzel dünyasını yeniden bulmaya çalışmasının hikâyesi. Onun sevdası, hasretleri, hüzünleri ve az da olsa sevinçleri. Bir trajedi değil ama “Kapıları Açmak”. Kadere dair bir hikâye.

Kapıları Açmak, Cihan’ın hikâyesi aynı zamanda. O kendini bir türlü ifade edemeyen, o tutuk Cihan’ın. Zehra’sına kavuşamayan, Kerem gibi dağları delmek yerine gönlünü dağlayıp susan ve acı çeken Cihan.

Kapıları Açmak bir yandan da Mahir Hoca’nın hikâyesi. O büyük “modernleşme” kasırgasına rağmen geleneğe dair bir şeylerin dipten dibe hâlâ yaşadığını gösteren bir şahsiyet Mahir Hoca.

Kapıları Açmak Ahmet’in de hikâyesi elbette. Delikanlı imajıyla dolaşan, dostlukrına da düşmanlıklarına güven duyulmayacak biri Ahmet. O küçük hesapları uğruna kardeşini bile harcamaktan geri kalmayan Ahmet.

Bir de İpsiz Kemal var elbette. Bir hazır yiyici Kemal. Köşe dönücü. Hayatı boyunca elini uzattığı her şeyi avuçları arasında ziyan etmiş, savurmuş biri o. Zehra’ya en büyük kötülüğü de o yapıyor nitekim.

Kapıları Açmak elbette bunlardan ibaret değil. Bir hikâye ne kahramanlarından ne de anlatılanlardan ibarettir zira. Artık kasaba olmaktan çımış ama şehir de olamamış, kasaba olmanın getirdiği değer yargıları yitirmiş ve yerine de bir şey bulamamış bir yerleşim brimi olan Kapıları Açmak’ın mekânı şüphesiz sadece bir yerleşim biriminden ibaret değildir.

Kasaba iken Mahir Hoca’nın şahsında tecelli eden bütün o güzellikler yerini İpsiz Kemal’in, Ahmet’in çevirdiği fırıldaklar almaya başlamıştır.

Kasaba iken ona hayat veren kaynaklarını yitiren ve turzimle tanışınca da “kolay para” ile palazlanıp kimliğini yitiren bu yerleşim biriminin kalbi olan tekke, festivalin yapılacağı alanın genişletilmesi bahanesiyle bütün estetik ve tarihi değerine rağmen yıkılmak üzeredir.

Belki de daha fazla anlatmamak lazım. Ne de olsa anlatılacak olanlar “Kapıları Açmak”da mevcut. Her şey kitap kapağını açmaya bakıyor yani. Kapağı bir açmayagörün… “Gökyüzü, bulutlar, kuşlar, ağaçlar, insanlar, sesler, renkler, umutlar, düşünceler, özlemler, sevinçler, aşklar.”

Mustafa Kutlu yeni kitabı “Kapıları Açmak”la kıssalara uzanan geleneğimizin izini sürdürmeye ve yazılmaktan çok anlatılarak, daha doğru bir ifadeyle söylenilerek kurulan eski hikâyemizi modern bir anlayışla kendince yorumlamayı sürdürüyor. Sonuçta Kutlu’nun yaptığı söylenilen o eski hikâyelerin ihya edilmesi çabası değil. Bu zaten beyhude bir emek olmaktan öteye gidemezdi. Kutlu’nun ‘meddahı’, okunan bir başka ifadeyle kâğıt üstünde kurulan bir hikâyede bir tat olarak yer alan modern bir anlatıcıdan ibaret. Kutlu yazı macerasının “Uzun Hikâye’den sonraki bölümünü şu sözlerle özetlemişti. “Halk kültürü ve halk hikâyelerini de çok önemsiyorum. Önceki kitaplarımın divan edebiyatı gibi yüksek zümre için olduğunu kabul edersek, bunların da halk edebiyatı için olduğunu kabul edebiliriz. Çünkü bu kitapları yediden yetmişe herkes çok kolay okuyor.”

“Kapıları Açmak” böyle bir hikâye çünkü…

Tıpkı akarsu boyunca yuvarlana yuvarlana çapaklarından, fazlalıklarından arınan taşlar gibi Kutlu’nun olgun sesinin de her hikâyede biraz daha arındığına şahit oluyoruz. “Kapıları Açmak”ın geçmiş bir zamanda değil de alabildiğine geniş zamanda söyleniyor olması yazarının hayata ihatalı ve ihatalı olduğu kadar net/berrak/sade bakışından kaynaklanıyor. Hiçbir zorlama, yapay ifadeye yer yok Kutlu’da. Bir ırmağın akışı gibi kendi mecrasında ve kendi kaderinde ilerliyor anlatılan.

Eylül geldi ve Mustafa Kutlu’nun bir kitabı daha çıktı. Biz sayfaları açmak telaşına kapıldık ister, istemez. Belki biz “Kapıları Açmak”ı okuduğumuz esnada Mustafa Kutlu da yeni kitabını yazmaya başlamıştır. Heyhat…

01.10.2007 - Milli Gazete