Toplam yorum: 3.285.373
Bu ayki yorum: 6.900
E-Dergi
İclaltintas Tarafından Yapılan Yorumlar
Dostoyevski her seferinde beni şaşırtmayı başarıyor ne zaman bir şeyler yazacak olsam tıkanıyorum. Budalayı okuduğum süre boyunca Dostoyevski'nin bir versiyonunu izliyormuşum gibi hissettim, sanki kendi benliğini olmak istediği kişiyle harmanlayarak yazıya dökmüş gibiydi. Gözlem yeteneği bu kadar iyi olan, kişi analizini bu denli derin yapıp cümlelere dökecek kadar yetkin olan başka bir yazar okumadım.
İnsanları derinden anlama yeteneğine sahip başkarakterimiz iyi yürekli Prens Mışkin aslında oldukça akıllı olmasına rağmen çevresindekiler tarafından "budala" olmakla itham edilse de bu durum, insanların içlerindeki kötülüğün prenste zuhur bulmamasından ötürü onu kendilerinden farklı görmelerinin bir sonucudur.
Bu eser; Prens'in , Aglaya ve Nastasya adlarındaki iki kadına duyduğu farklı türde sevgisinden ötürü zor duruma düşmesini ve bu üç karakter arasında dönen olayları anlatıyor. Suç ve Ceza'dan sonra okumaktan en çok keyif aldığım Dostoyevski kitabı oldu.
Okumaya başlamadan önce kitabın arkasındaki yazıya bakarak kafamda oluşturduğum imajın anında paramparça olduğunu söylemeliyim. Beni hiç tahmin etmediğim bir konu bekliyordu. Kısaca özet geçip sonrasında değerlendirmeme geçeceğim. İngiltere'de, büyüdüklerinde organ bağışı yapmaları için yetiştirilmek üzere klonlanan çocukların bulunduğu bir yatılı okul, Hailsham'da, hayatları sonsuza kadar birleşecek üç arkadaşın hikayesine tanık oluyoruz. Kitabın Hailsham'da geçen bölümünde masumane ama aynı zamanda melankolik bir hava vardı. Bu melankoliklik kitap boyunca devam etti ve belki de böyle bi şey okumaya ihtiyacım vardı ki bu hava hiç bitmesin istedim.Normalde yazılanları hayalimde canlandırma konusunda iyi değilimdir ama bu sefer iyi iş çıkardığımı düşünüyorum yazar sayesinde.Kazuo Ishiguronun imgelemi başarıyla yaptığını günden kalanlar eserinde de görmüştüm. Sonuç olarak favori kitaplarım arasına girdi.
Kazuo'nun ilk romanı. Büyüleyici bir başlangıç eseri. Kitabın ilerleyişi, benim gibi olaylardan çok yazarın anlatış biçimine ve duygulara önem veren okurları tatmin edecektir. Daha önce üç romanını okuduğum yazarın beni hayal kırıklığına uğratmayacağını düşündüğüm bu eseri de güzel bir deneyim sundu bana.
Birbirinden farklı 3 ilişkiyi okuyoruz roman boyunca. Biri çok tutkulu bir aşk ( anna ve vronskiy), biri ölçülü ve belki de şu anda etrafımızda gördüğümüz birçok aileyi var eden saygı ve sevgi temelli bir ilişki (kiti ve levin) ve diğeri de birbirlerinden uzak, çocukları için bir arada bulunmaya razı olmuş, aralarındaki sevginin bittiğine kanaat getirdiğim bir ilişki. (Dolli ve Stiva)
Kitabın son yüz sayfasını soluksuz okudum diyebilirim. Başta biraz acımasız davranmış olsam da anna arkadyevnanın yaşadıklarının bu denli şeffaf önüme serilmesi beni biraz etkiledi. Onun yaşadıklarını yaşamadan, onu anlayamayacak olduğumu fark ettim.
Kitabın son iki yüz sayfasındaki duygu ve düşünce yoğunluğu beni şaşkına çevirdi. O kadar güzel ve anlamlı cümleler okudum ki mest oldum. Kitap ilmek ilmek işlenmiş. Bu kitabın neden bu kadar sevildiği ile ilgili sorgulamalarım cevabını bulduğu için huzur içinde ayrılıyorum bu büyülü dünyadan...
Çeviri gerçekten güzel ve kitap çok akıcıydı. Zaten hepimiz kült bir kitap olduğunu biliyoruz. Okuduğum en güzel klasiklerdendi.