Ayfer Tunç’un trenden yansıyan kasaba manzaralarını ve kasabanın zihinlerde taşıdığı anlamları tasvir ettiği bölümleri çok başarılı buldum. Mesela Selda’nın izlenimlerini; “İstasyonun arkasında alabildiğine çirkin yapılarla uzanan bu küçük şehre baktı. İyi ki kar yağmış, telaş, yağma ve hırsla büyümüş bu ilçeyi kendi güzelliğiyle örtmüştü. Selda bir zamanlar içinde yaşadığı küçük şehrin ruhunda yarattığı etkiyi hatırladı.(…) zaman şehirlerin dokularını törpülemiş, yeni ve parlak bir hayat beklentisi bütün özelliklerini silmişti. Artık küçük şehirlerin dışarıdan gelenlerin genzini yakan lezzetlerinden, kendilerine has havalarından, mütevazı düzenlerinden eser yoktu. Her biri gerçekte olmayan bir büyümeyi taklit ediyor, giderek aynılaşıyor, hepsi hızla birbirine benziyordu”.
Nüfusla, maddi zenginlikle, coğrafyayla sınırlanamayan, ele avuca gelmeyen, ancak tariflerle yaklaştığımız kaygan bir kavramdır taşra. Ayfer Tunç’un çok iyi yakaladığı gibi, taşraya bakanın kimliği önemlidir. Türk romanında, aslında bütün bir düşünce hayatında, Anadolu’ya yönelik bakış farklılarını anlaşılır kılan budur. Taşradaki zamanın, mekanın ve insan hayatlarının kimileri için neden durağan kimileri için neden “kendi zemininde, uçmadan kotarılan bir değişim” olduğunu anlatan budur. Bu yabancı bakışların ardında gelişmiş, düzgün, haklı, doğru, tartışılmaz ve başkalarına da öğretilmesi zorunlu olan modernitenin standartlarına bağlılık var; taşranın tartıldığı terazinin referansı eskiden Türk modernleşmesiydi, şimdilerde Avrupa standartlarını tutturmuş olmak. Taşraya kentten, dolayısıyla bir biçimde tanımlanmış modernlikten hareketle yönelenler için taşrayı keşfetmek, aslında modern olmayanı göstermektir. Böyle bir bakışla geri kalmışlığın, yoksulluğun, cahilliğin nedeni de modernleşememişliktir elbette. İnsanların kültürden, sanattan, tüketmekten ve kendi yaşamlarını belirleme yeteneğinden yoksun, umutsuz ve umarsız yaşadıklarına, kendi eylemlerinin sorumluluğunu üstlenmediklerine, kısacası uygarlaşamayıp olgunlaşamadıklarına dair ön yargılar, kendisini bunlara sahip sananların onları küçümsemesine, hayatları üzerlerinde tasarrufta bulunmalarına ve onlardan üstün oldukları inancına meşruiyet sağlayacaktır.
Pek çok temaya değinmeden geçmem sizi yanıltmasın, "Kapak Kızı", sadece taşra hayatına ve değişen zihniyet dünyasına yaptığı göndermelerle bile çok zengin tartışmalar barındırıyor. Üstelik bütün bunları mekana, zamana, kişilere ve olaylara yedirerek, yani edebiyatın içinden yapmış Ayfer Tunç. Hele ki tren yolculuklarına aşinaysanız, o restoranlarda bir iki kadeh parlatmışsanız, mutlaka okuyun; seveceksiniz.