Antik Yunan dünyası, tanrıları, kahramanları ve efsaneleriyle insanlığın hayal gücünde derin izler bırakmış büyük bir anlatı evrenidir. Yunanlar, yaşadıkları dünyanın acılarını, tutkularını, adalet arayışını, yanılgılarını ve hırslarını tanrıların dünyasında yeniden kurmuş; böylece insan doğasını, toplum düzenini ve kader düşüncesini mitler aracılığıyla anlatmanın güçlü bir yolunu bulmuşlardır. Bugün modern kültürün pek çok kavramında, sanatında ve düşünce biçiminde bu mirasın izleri hâlâ sürmektedir.
Homeros’tan tragedya şairlerine, Ovidius’tan Roma anlatı geleneğine uzanan bu hikâyeler, eski dünyanın zihnini anlamak için eşsiz bir kapı aralar. Tanrılarla insanlar arasındaki gerilim, kahramanlığın bedeli, aşkın ve öfkenin yıkıcı gücü, kader karşısında insanın çaresizliği ve erdem arayışı bu anlatılarda canlılığını korur. Mit dediğimiz bu hikâyeler, geçmiş toplumların hayal dünyasını olduğu kadar sosyal gerçeklerini, ahlaki ölçülerini ve dünyayı açıklama biçimlerini de görünür kılar.
Emilie Kip Baker’ı benzerlerinden ayıran nokta, bu hikâyeleri kuru bir nesir aktarımına indirgememesidir. Baker, karakterleri, bu karakterlere can veren olayları, çatışmaları ve dönüşümleri akıcı bir anlatı diliyle kurar; eski dünyanın mitlerini bugünün okuru için canlı, anlaşılır ve sürükleyici bir hikâye evrenine dönüştürür. Antik Yunan ve Roma Hikâyeleri, mitolojiye ilk kez yaklaşanlar için güçlü bir başlangıç, bu anlatılara yeniden dönmek isteyenler içinse tanıdık kahramanları yeni bir canlılıkla okuma imkânı sunar.