Aşk, çoğu zaman yumuşak bir kelime gibi fısıldanır.
Oysa bu kitapta aşk, bir silahtır.
Aşk Tanrıçası ve Gizemli Uşakları, okuru romantik mitlerin güvenli kıyılarından alıp, insan ruhunun karanlık dehlizlerine doğru sürükleyen sarsıcı bir psikoloji denemesidir. Bu metinde aşk; iyileştiren bir duygu olmaktan çıkar, itaat ettiren, bağımlı kılan, yavaş yavaş yok eden bir güce dönüşür. Güzellik ise bir nimet değil, stratejik bir üstünlüktür.
Bu kitapta tanrıçalar yeniden doğar.
Ama bu kez köpüklerden değil, insanların zaaflarından.
Azel…
Kimi zaman bir kadın, kimi zaman bir mit, kimi zaman da karanlığın ta kendisi. O, klasik anlamda bir narsist değildir. O, narsisizmin evrim geçirmiş hâlidir. Sessizliğiyle konuşur, geri çekilerek hükmeder, susarak saldırır. Onun dünyasında kelimeler zayıflıktır; asıl güç, ifade edilmeden bırakılan boşluklarda saklıdır.
Azel’in hikâyesi, modern dünyanın tapınaklarında geçer:
Plazalarda, ofis koridorlarında, asansörlerde, kahve molalarında… Ama bu mekânlar yalnızca birer sahnedir. Asıl oyun, insanların iç dünyasında oynanır. Her bakış bir tuzaktır, her gülümseme bir davettir, her sessizlik görünmez bir baskıdır.
Bu kitap, narsisistik istismarı yalnızca tanımlamaz; onu yaşatır. Okur, sayfalar ilerledikçe kendini sorgulamaya başlar:
“Ben de bir Azel’in yörüngesine girmiş olabilir miyim?”
“Beni yöneten gerçekten kim?”
“Güzelliğe mi âşık oldum, yoksa onun karanlığına mı?”