Bir evlilikte aşk öldüyse, ilk şüpheli kimdir? Aşkımızı Kim Öldürdü?, bir ilişkinin bitişini klasik bir ayrılık hikâyesi gibi değil, yavaş yavaş açılan bir dosya gibi ele alan duygusal ve gerilimli bir roman.
Bu romanda olay mahalli bir evdir; deliller ise kırılmış tabaklar, söylenmemiş cümleler, ertelenmiş konuşmalar, suskun sofralar ve yıllar içinde yer değiştiren bakışlardır. Bir aşk gerçekten tek bir olayla mı biter, yoksa küçük ihmallerin, saklanan kırgınlıkların ve zamanında sorulmayan soruların toplamıyla mı kaybolur? Aşkımızı Kim Öldürdü?, bu sorunun peşinden giderken okuru hem bir ilişkinin içine hem de iki insanın kendi iç mahkemesine davet eder.
Roman, suç ve delil dilini duygusal bir yüzleşmenin içine yerleştirir. Burada gerilim, dışarıdan gelen bir tehlikeden çok, aynı evin içinde yıllarca birikmiş sessizliklerden doğar. Okur her sayfada yalnızca “ne oldu?” sorusunu değil, “ne zaman fark edilmedi?” sorusunu da düşünür. Evliliğin gündelik ayrıntıları, birer ipucuna dönüşür; sevginin kaybı, tek bir faille açıklanamayacak kadar insani ve karmaşık görünür. Bu yönüyle roman, ilişkilere dair kolay hükümler vermek yerine okuru tanıklığa çağırır.
Kayıp Hayatlar Mahkemesi dizisinin bağımsız dosyalarından biri olan Aşkımızı Kim Öldürdü?, polisiye duygusunu aile içi sessizliklerle, duygusal gerilimi ise gündelik hayatın küçük ayrıntılarıyla birleştirir. Aşkı, evliliği, kırgınlığı ve yüzleşmeyi sade ama etkili bir dille anlatan roman, “bitmiş” denen ilişkilerin ardında hâlâ cevap bekleyen ne çok soru kaldığını gösterir.