Cemre havaya, suya ve toprağa düştü. Şimdi sıra kalbinizde...
İlk kez 2008 yılında bir yazarlık yarışmasında Türkiye ikinciliği ve Gümüş Kalem Ödülü alarak yayımlanan Cemre Düşen Yer, uzun bir aradan sonra yeniden okurla buluşuyor.
Bu kitap; "hızla kirlenen dünyada körelmiş ve paslanmış duyguları cilalamaktan" öte bir gaye taşımıyor. Annesine mektup yazan bir evladın, öğrencilerine veda eden bir öğretmenin, bayram sabahını bir çocuğun gözlerinden seyreden bir yüreğin satırlarından oluşuyor. Bazen bir ayrılığın sessizliğiyle, bazen bir tebessümün sıcaklığıyla, bazen de unutmaya yüz tuttuğumuz birkaç güzel kelimeyle konuşuyor.
Yeni şeyler söyleme iddiasında değil. Eski ama vazgeçilmemesi gereken şeyleri yeniden hatırlatma niyetinde.
Sevginin söylenmesi gerektiğini... Bir annenin ellerinin neden öpüldüğünü... Ayrılıkların neden can yaktığını... Bayramların neden çocuklarla güzel olduğunu... Ve insanın, bütün kırgınlıklarına rağmen, kalbini koruyarak da yaşayabileceğini...
Belki de her cemre önce bir kalbe düşüyordur.
Biliyorum, gözyaşı sana yakışıyor. Bunu sen de biliyorsun. Ama gülen bir yüzün vardı, beni hayata bağlayan. Ve şimdi ağlıyorsun.
Zaman geçti, sen büyüdün. Ben hâlâ sana “Geceleri ağlama!” diyorum. Tatlı bir uykuya dalıyorsun. Sana söylediğim eylemlere sâdık kalamadığımı hiç bilmiyorsun. Çünkü o saatlerde sen hep uykuda oluyorsun.
Haydi, uyu artık. Yarın erken kalkmalı ve okuluna gitmelisin. Gülen yüzünü görmeli arkadaşların. Ağlayacaksan bile, yağmurlu günleri beklemelisin.
Sen uyandığında bir toprak kokusu dolacak pencerenden içeri. Soracaksın ve ben, “Gece çok yağmur yağdı.” diyeceğim.