Bataklığın ortasında parlayan o ışık bir kurtuluş değil, bir sonun başlangıcıydı.
Issız bir kasabanın kıyısında, sisli bataklıkların tam kalbinde yükselen o kadim yapıdan gelen tuhaf bir parıltı; köylülerin dilinde "Donmuş Alev" olarak bilinen bir lanet... Bu soğuk ışığı görenler, ardındaki gizemi çözmek için yola çıkıyor, ancak geriye dönen kimse olmuyordu. Kaybolan her insanla birlikte, kasabanın üzerine korku dolu bir sessizlik çöküyor; bataklık, kurbanlarını yutan efsanesini beslemeye devam ediyordu.
Ancak bu sadece bir efsane miydi, yoksa zekice kurgulanmış, kusursuz bir cinayetin parçası mı?
"Donmuş Alev"in ardında yatan gerçek, doğaüstü bir lanetten çok daha tehlikeliydi. Katil, işlediği cinayetleri gölgelemek için korkuyu bir silah gibi kullanıyor, gözleri kör eden o soğuk ışıkla dikkatleri bambaşka yönlere çekiyordu. Scotland Yard bile bu labirentin içinde yolunu kaybederken, sahneye Hamilton Cleek çıkar.
"Kırk Suratlı Adam", bataklığın içine gizlenmiş bu sinsi planı çözmek için bir kez daha maskelerini takar. Fakat bu sefer Cleek, sadece bir katilin izini sürmeyecek; gerçeği örtmek için kurulmuş o devasa yalanın tam ortasına, yani kendi ölümüne doğru bir adım atacaktır.
Işık söndüğünde, sis dağıldığında geriye tek bir soru kalacak: Bataklıktaki o soğuk alev mi sizi yakacak, yoksa aranızdaki o görünmez katil mi?
Donmuş Alevin Gizemi; dehşetin bir kalkan, yalanın ise bir silah olduğu, zekâ dolu bir polisiye başyapıtı.
"Her yüz bir yalandır; asıl gerçek, maskenin arkasında gizlidir. İmkansız, sadece henüz çözülmemiş bir düğümdür. Ve ben, o düğümü çözmek için buradayım." Hamilton Cleek