Faşizm, XX. yüzyılın en sarsıcı siyasî hadiselerinden biridir. Yalnızca İtalya’da doğmuş bir hareket değil, modern dünyanın kendisini tanımlarken sürekli karşısına yerleştirdiği büyük tarihî eşiktir. Demokrasi, çoğu zaman Faşizm’e karşı halk iradesinin zaferi olarak anlatılır. Komünizm, özellikle Sovyet tecrübesi üzerinden Faşizm’i durduran güçlerden biri sayılır. Avrupa ise Faşizm’in yayılışı karşısında işgale uğramış, direnmiş ve yeniden kurulmuş bir kıta olarak hatırlanır.
Fakat burada kaçınılmaz bir soru belirir: "Peki Faşizm nedir?"
Eğer bugünün siyasî ve ahlâkî değerleri büyük ölçüde Faşizm’e karşı verilen mücadelenin kazanımları olarak görülüyorsa, Faşizm tam olarak neye karşı çıkmış, hangi boşluklardan doğmuş ve hangi vaatlerle kitleleri peşinden sürüklemiştir?
Bu soruya verilecek cevap, “milyonların kandırıldığı” şeklindeki kolay açıklamadan çok daha güç ve karmaşıktır. Faşizm’i anlamak, yalnızca bir rejimi ya da lider kültünü incelemek değildir; savaş sonrası Avrupa’nın krizlerini, liberal düzenin zaaflarını, Komünizm korkusunu, millî aşağılanma duygusunu ve düzen arayışını birlikte ele almayı gerektirir.
İşte Muallim Ali Reşad Bey'in kaleme aldığı bu eser Faşizm’i henüz kendi çağında, bütün sıcaklığı ve tartışmaları içinde anlamaya çalışan en erken metinlerden biridir. Mussolini’nin yükselişinden D’Annunzio’nun Fiume macerasına, Faşist hareketin iç ve dış siyasetinden Roma Yürüyüşü’ne kadar uzanan çalışma, temelde Pietro Gorgolini, Domenico Russo, Jacques Bainville ve Charles Maurras gibi kendi döneminde Faşizm’i yorumlayan, ona zemin hazırlayan Avrupalı birçok isimden aktarımlarla da dikkat çeker. Bu eser, yalnızca İtalya’daki bir rejimi değil, XX. yüzyılın büyük fikrî ve siyasî kırılmalarını mercek altına alan bir el kitabıdır.