Bazı kadınlar “gitmek”ten korkmaz. Asıl korktukları, kalplerini yavaş yavaş yok eden bir yerde kendilerini kaybetmektir.
Gidemeyen, Karadeniz’in ıhlamur kokulu bir bahçesinde, bir restoranın mutfağında, bir ailenin kırık dökük geçmişinde filizlenen büyük bir hikâye… Aylin’in yolu, yıllarca eksik bırakılmış bir çocukluğa, affetmeyi bilen bir kalbe ve sevilmeyi öğrenememiş bir adama çıkar. Mete’nin sessizlikleri, Aylin’in cesaretine çarpar; bir “kal” sözcüğü, söylenmediği için hayat boyu yankılanır.
Hülya Güneş Gençer, bu romanda aşkı romantik bir masal gibi anlatmıyor. Aşkı; yaralayan, korkutan, dönüştüren ve insanı kendisiyle yüzleştiren bir hâl olarak ele alıyor. Sessizliklerin, ertelenmiş cümlelerin, söylenemeyen “kal”ların arasında gezdiriyor okuru. Her karakter kendi yarasını taşıyor; kimi kaçıyor, kimi susuyor, kimi sevdiğini korumak için gitmeyi seçiyor.
Ama bu kitap yalnızca bir aşkın hikâyesi değil; güçlü bir kadının hikâyesi. Aylin, sevilmediği yerde dilenmeyen; sevgisini küçültmeyen, kendini değersizleştirmeyen, gerekirse her şeyden vazgeçip yine de kalbini koruyan bir kadın. Aile bağlarının, affın, şefkatin ve “kök” olmanın iç içe geçtiği bu anlatı; okuru bir yandan sarsarken bir yandan iyileştiriyor.
Gidemeyen, “gitmek” ile “kalmak” arasındaki en zor gerçeği fısıldıyor”
Bazen insan, birini unutmak için değil… kendini kaybetmemek için gider.
Emre Ulutaş / Yayın Yönetmeni