Helin’in kurduğu vakıf; muhasebe müdürünün varlıklarını ve bankadaki parasını bağışlaması, Deli Bedri’ye verilmek üzereyken elde kalan 1 milyar doların da vakfa aktarılması ve Helin ile Bedirhan’ın iş dünyasını harekete geçirmesiyle ülkenin en büyük vakfı hâline gelmişti. Başta Bedirhan’ın eski mahallesi olmak üzere yoksul bölgelerde, ilçelerde ve köylerde yaşayan; özellikle kız çocukları başta olmak üzere fakir çocuklara burslar sağlanması, yurtlar açılması, dezavantajlı bölgelere okullar yaptırılması, fakir ailelere yardımlar yapılması gibi birçok faaliyetin merkezi olmuştu.
Bu arada Helin’le Bedirhan görkemli bir düğünle evlenmişlerdi. Hatta Helin, birkaç gün önce Bedirhan’a hamile olduğunun müjdesini vermişti. Bedirhan ve tüm aile üyeleri mutluluktan ve sevinçten uçuyordu.
Peki, dışarıda neler oluyordu? Deli Bedri’nin ve adamlarının yerini yenileri doldurmuştu. Yine sokaklar sessiz, yine dünya güvensizdi. Yine bal tutan parmağını yalıyor, yine atı alan Üsküdar’ı geçiyor, yine fakir fukara kendi celladını kendi seçiyordu. Yani yine her şey eski tas, eski hamamdı.
Helin, konağın bahçesinde Bedirhan’la yan yana otururken Bedirhan’a:
— Sevgilim, biz aşkımızı gölgede yaşadık. Babamın gölgesinde, mafyanın gölgesinde, yönetenlerin gölgesinde; kurşunların, tehditlerin, şantajların ve hatta ölümün gölgesinde… Bak, ben hamileyim. Çocuklarımız sadece devletin gölgesinde yaşasınlar, onun şefkatiyle yetişsinler, hür ve özgür bir dünyaya gözlerini açsınlar diye olsun bundan sonraki mücadelemiz. Şu bahçede çocuklarımızın sevinç çığlıkları yankılansın. Şu sokaklar çocukların şen kahkahalarıyla dolsun. Herkes mutlu olsun.
Bedirhan kollarıyla Helin’i sardı:
— Umarım, sevgilim… Umarım, dedi.