Yoksulluk yalnızca cebimizdeki paranın miktarı değildir.
Bazen bir okul koridorunda sessizce dışlanmak, bazen bir iş başvurusunda görünmez olmak, bazen de kimliğiniz sebebiyle en baştan yok sayılmaktır. Bu kitap, bu “görünmez duvarları” görünür kılmaya çalışıyor.
Ali Ertürk, proje, sosyal politika ve kalkınma alanında yıllara dayanan saha deneyimini ve proje birikimini bir araya getirerek, yoksulluğun ve sosyal dışlanmanın derin katmanlarını cesurca analiz ediyor. Etnik kökenin, cinsiyetin, engelliliğin, göçmenliğin, yaşlılığın ve coğrafyanın nasıl iç içe geçerek tüm fırsatları daralttığını; yeteneklerin daha çocuklukta nasıl köreltildiğini ve insan onurunun nasıl zedelendiğini çarpıcı örneklerle ortaya koyuyor.
Kitap, dezavantajların basit bir toplam olmadığını; kesiştiği her noktada etkisini katlayan bir çarpan etkisi yarattığını gösteriyor. Bolivya’daki yerli kadınlardan Türkiye’deki engellilere uzanan geniş bir perspektifle, küresel ve yerel gerçeklikleri aynı çerçevede buluşturuyor.
Ancak bu çalışma bir karamsarlık metni değil. Aksine, yıkımı teşhir ederken inşanın imkânlarını da gösteren bir yol haritası sunuyor. “Kimseyi Geride Bırakmamak” ilkesini bir slogan olmaktan çıkarıp, sürdürülebilir bir toplum için zorunlu bir ahlaki ve politik çerçeveye dönüştürüyor.
Gerçek refahın; kimsenin dışlanmadığı, herkesin kendini ait hissettiği ve insan onurunun tartışmasız biçimde tanındığı bir toplumsal düzenle mümkün olduğunu savunan bu kitap, günümüzün en yakıcı sorusuna cevap arıyor: Kapsayıcı bir toplum gerçekten mümkün mü?
Bu yalnızca akademisyenlerin ya da politika yapıcıların sorunu değil, daha adil bir gelecekte yaşamak isteyen herkesin meselesidir. Bu kitap, herkesin o soruyu kendisine sorduğu ve kendisini sorguladığı bir dünyanın kapısını aralıyor.