İnsanlık tarihi, hakikatin izini sürenlerin çoğu zaman çetin imtihanlardan geçtiğine defalarca şahitlik etmiştir. Zira hakikati dile getirmek, yalnızca bir fikir beyanı değil; aynı zamanda bir duruş, bir ahlak ve çoğu zaman bir bedel meselesidir. Elinizdeki bu eser, böylesi bir duruşun etrafında şekillenen derin bir gönül borcunun, samimi bir vefanın ve manevî bir yoldaşlığın tezahürüdür.
Bu kitapta yer alan şiirler, yalnızca estetik bir ifade biçimi olmanın ötesinde, iman ile yoğrulmuş bir bakışın, sabırla olgunlaşmış bir kalbin ve hakikate adanmış bir ömrün yankısıdır. Şaire Hatice ÜLGEN Hanımefendi hocamızın dizelerinde dile gelen “Kara gün gelir geçer” hakikati, aslında insanın faniliği karşısında ilahî düzenin değişmezliğine duyulan teslimiyetin ifadesidir. Zira gece nasıl ki sabaha gebeyse, keder de rahmetin eşiğidir. Bu idrak, yalnızca teorik bir bilgi değil; yaşanmışlıkla derinleşmiş bir hikmettir.
Eserin ithaf edildiği kıymetli bilim adamı Prof. Dr. Hayrullah ŞANZÛMÎ ise, ilmin vakarını mizahın inceliğiyle harmanlayabilen nadir şahsiyetlerden biridir. Onun kalemi, yalnızca sosyolojik tahlillerin soğuk diliyle değil; aynı zamanda hicvin keskinliği ve ironinin zarafetiyle de hakikati görünür kılmıştır. Ne var ki, tarih boyunca olduğu gibi, hakikatin sesi çoğu zaman rahatsız edici bulunmuş; adaletin terazisi ise geç de olsa doğrulmuştur. Yaşadığı mağduriyetler, maruz kaldığı haksızlıklar ve bu süreçlerin bedensel ve ruhsal yorgunlukları, onun şahsında yalnızca bir insanın değil, bir hakikat mücadelesinin de sınandığını göstermektedir.
İşte bu şiirler, tam da bu noktada bir teselli olmanın ötesine geçerek bir teyit vazifesi görmektedir. Şaire Hatice ÜLGEN Hanımefendi iman merkezli bir bakışla, hayır ve şerrin mutlak kaynağına işaret ederken; insanın acziyetini değil, ilahî kudret karşısındaki yerini hatırlatır. “İman edenler bilir” ifadesi, aslında bir bilginin değil, bir hâlin ifadesidir. Bu hâl, insanı hem dünyada dirayetli kılar hem de ahirete umutla bağlar.
Eserde öne çıkan bir diğer derinlik ise, “kâmil iman” vurgusudur. Bu vurgu, yalnızca bireysel bir kemale erme çağrısı değil; aynı zamanda dünyevî sıkıntıların ötesine geçebilen bir bakış açısının inşasıdır. Zira iki dünyanın terazisinde tartıldığında, hakiki servetin iman olduğu hatırlatılmaktadır. Bu hatırlatma, modern dünyanın geçici aldanışları içinde kaybolan insan için son derece kıymetlidir.
Şaire hanımefendinin dizelerinde yer bulan “Kadir gecesi” metaforu ise, zamanın niceliğinden ziyade niteliğine yapılan bir vurgudur. Bir anın, bir gecenin, bir idrakin insan hayatında nasıl köklü dönüşümlere vesile olabileceğini anlatır. Bu bağlamda eser, yalnızca bir şiir kitabı değil; aynı zamanda bir iç muhasebe davetidir.
Netice itibarıyla bu kitap, bir şairenin kaleminden dökülen mısraların ötesinde, bir gönül insanının diğerine sunduğu manevî bir destek, bir dua ve bir vefa nişanesidir. Okuyucu, bu satırlarda yalnızca kelimelerle değil; yaşanmışlıkla, sabırla ve imanla karşılaşacaktır.