XXI. yüzyıl insanoğlunun maddi problemlerin yanı sıra, hatta belki de daha fazla manevi problemlerle karşılaştığı bir yüzyıl. Çok hızlı bir yaşam temposunun sürdüğü, çalışma hayatının bütün bir hayatı kapladığı, alıp satmanın, bir unvana sahip olmanın, mal ve mülk derdinin, ev geçindirmenin, evlat büyütmenin dışında esas derdin ne olduğu günbegün ortaya çıkıyor. Bu dert, gönlü “Hakk” ile hoşnut etme derdidir.
Batı insanının uzun asırlarca peşine düştüğü “Dünya’ya nasıl geldim?” sorusu yerini “Dünya’ya neden geldim?” sorusuna bırakalı epey zaman oldu. Varoluşçu filozoflar, Benötesi psikoloji ekolleri, spiritüalizm merkezli çalışmalar, New Age akımlar her yandan hakikati aradığını iddia ediyor. Çok boyutlu bir arayış, çok boyutlu bir tökezlemeye de gebe kalıyor. Çünkü gerçeği aramak ne tek başına sürdürülebilecek bir hadise, ne de sadece kitapların yetebileceği bir hazine. Şu bir gerçek ki artık maneviyat arayışı dünyanın dört bir yanında en çok konuşulan, üzerine en çok kitabın yazıldığı bir mesele.
Alper Tanca, küçük yaşlardan itibaren maneviyatın ve geleneğin göz ardı edildiği, pozitivizmin ön planda tutulduğu bir ortamda büyüdü. Ait olduğu yeri bulmak arzusu duyunca, yurt dışı yaşam tecrübesi de edinmek istedi ve hayatının önemli bölümünü Avrupa’nın merkezi olan bir coğrafyada geçirdi. Böylece asıl memleketi olan İstanbul’a yaptığı her yolculuk, manevi arayışına dair yeni fikirlere ve yorumlara ulaşmasına imkân tanıdı. Hem yaşadıklarından hem de rehber insanlardan, kitaplardan öğrendikleriyle de ortaya lezzetli bir hikâye çıkardı. Bu hikâye; acının, endişenin, kaygının, neşenin, umudun iç içe geçtiği bir yolculuk. Bir hakikat yolculuğu...
Elinizdeki kitap, bir hakikat yolculuğunun nasıl olması ve nasıl olmaması gerektiğine dair son derece kıymetli, damıtılmış bilgiler sunuyor.
Yağız Gönüler