Prof. Dr. Ebubekir Sifil, bir yazısında, Ali el-Kari’den naklen: “Işık kaynağından uzaklaştıkça, karanlık yoğunlaşır. Biz de şimdi ışık kaynağından bin dört yüz küsür sene uzaklaşmış durumdayız. Bu, bizden sonraysa daha fazla artacaktır.” der. Bu söze karşılık ola rak, “Ama Kur’an, hiçbir değişikliğe uğramadan günümüze ulaş mıştır” dediğinizi duyar gibiyim.
Doğru, ulaşmıştır, fakat, “Kur’an’ın en mükemmel örnekliği” artık hayatta değildir. Bu da hakikatin en berrak, saf halinden yoksun luğu ifade eder. Bu demek değildir ki, insan için artık hakikatin bir değeri kalmamıştır. Bilakis, insanın hakikate yakınlık ya da bizzat hakikat arayışı, her zaman sürekliliğini korumaya devam etmiştir. Çünkü bilinçli bir insan için bundan daha kutsal ve an lamlı bir arayış yoktur.
Sifil’in, bahse konu ettiği ışığı, “vahiy” olarak anlayacaksak -ki en makul anlayış budur- vahye yakınlaşmak, aynı oranda ‘ışığa ya kınlaşmak’ anlamına gelecektir. Yani madem, hakikatin en ber rak sureti artık aramızda değildir ancak buna rağmen hakikate her zaman muhtacız. O zaman, vahye ve vahyin biricik temsilci sine yakınlaşmak, hakikate yakınlaşmanın en kolay ve en makul yolu olacaktır. Biz de kendimizi yakın hissettiğimiz “bir avuç ha kikati,” şiirsel bir dil kullanarak istifadenize sunma ihtiyacı his settik. Kaleme aldığımız bu anlatılarda, elbette kendimizi “ışığın kendisi” olarak niteleme durumuna düşmeyeceğiz. Bilakis, ışığa (vahye) yakın olmak, etrafında gezinmek ve karanlık yanlarımızı bu ışık vesilesiyle aydınlatmak en biricik niyetimiz olmuştur. Bu maksattan mülhem kitabımızı da “Işığa Yakın Durmak” şeklinde isimlendirdik.
Gayret bizden, muvaffakiyet Allah’tandır