Gerçek yolculuk, sanıldığı gibi uzaklara gitmek, yeni şehirler keşfetmek, farklı insanlarla
tanışmak ya da bilinmeyen diyarlara açılmak değildir. Asıl yolculuk, insanın kendi içine dönmesi, derinlerde saklı olan duygularını keşfetmesi ve kim olduğunu anlamak için cesur bir adım atmasıyla başlar. Bir ömür boyunca, mutluluğu ve anlamı dış dünyada, büyük şehirlerin ışıkları altında, başarıda, ilişkilerde ya da elde edilen unvanlarda ararız. Ancak
çoğu zaman farkına varamayız ki, en büyük keşif, gözlerimizi dış dünyadan çekip ruhumuzun derinliklerine inmeye cesaret ettiğimizde gerçekleşir.
İçinde yıllardır taşıdığın sorular ve onların cevapları seni bekliyor. Kimi zaman aklına gelen ama hemen dağılan kimi zaman yüzleşmekten kaçındığın düşünceler, hisler ve geçmişin izleri, hepsi senin içinde saklı duruyor. Dış dünyada gözlerinle gördüğün her şey, zihninin bir yansımasıdır. Gerçek görme, yalnızca dışarıya bakarak değil, içine dönüp ruhunu tanımaya başladığında mümkün olur. Kendini keşfetmek, dış dünyada kaybolmak yerine,
ruhunun derinliklerinde bulunan cevaplara yönelmektir. Hayatın anlamı, sana sunulan bir
kavram ya da başkaları tarafından belirlenen bir yol değildir. Onu sen şekillendirir, sen anlam katarsın. Gerçek huzur ve tatmin, kendi iç dünyanı anladığında ve onunla uyum içinde yaşamayı öğrendiğinde ortaya çıkar.
Ve unutma, sana en doğru gelen, seni en çok sen yapan, içinde en fazla anlam bulduğun
yol, senin yolundur. Başkalarının doğru bildikleri, toplumun dayattığı hedefler ya da
başkalarının yürüdüğü yollar, senin için en doğru yol olmayabilir. Kendi ruhuna kulak
verdiğinde, içinde hissettiğin yönü takip ettiğinde, işte o zaman gerçek anlamda kendini
bulmuş olursun. Çünkü insan, en büyük yolculuğunu ne kadar uzağa giderse gitsin, kendi
içinde gerçekleştirdiğinde tamamlanır.