İslam kültürü şemsiyesi altında asırlarca kardeşçe yaşayan Türk ve Kürt milletleri Osmanlı’nın son dönemlerine kadar bu ruhu korudu. 20. yüzyılın başından itibaren, içlerine giren yabancı ajanların ve memleket düşmanlarının yönlendirmeleriyle kardeşlik ruhu yara aldı. Et ve tırnak misali birbirine bağlı bu insanlar duygusal olarak birbirinden uzaklaşmaya başladı. Cumhuriyet dönemiyle süreç hızlanarak günümüze kadar geldi. Binlerce insan hayatını kaybetti. Milyarlarca lira heba oldu. Köyler, kasabalar, şehirler enkaza dönüştü.
Uzun ve acı bir tecrübeden sonra, bugünkü çözüm noktasına gelinmesi tarihimiz ve bekamız açısından dönüm noktasıdır. Bu durum özelde Ortadoğu, genelde tüm İslam âlemi için de ibretler ve dersler içermektedir.
Bu kitap, Kürt meselemizi iman, irfan ve ittihad perspektifinden değerlendiriyor. Meseleye siyasî değil, imanî pencereden bakıyor. Irkçılığın değil, kardeşliğin diliyle konuşuyor. “Üstünlük ancak takva iledir.” hakikatinden hareketle, kavmin değil kıblenin etrafında birleşmeye çağırıyor.
Yazarın sürgünlerle, mahkemelerle, yalnızlıkla yoğrulmuş şahsi tecrübesi; bu hakikatin şahitliğine dönüşüyor. Ve bir davet yükseliyor bu sayfalardan: Aynı kıbleye dönenler, ayrı saflarda duramaz.
Bu kitap, geçmişin enkazı üzerine değil, geleceğin kardeşlik zemini üzerine bir inşa çağrısıdır. Çünkü hakiki çözüm, ne silâhta ne siyasette; ortak kıblemizde ve sahih İslam kardeşliğindedir.