İslam’ın Kur’an’dan sonraki ikinci kaynağı Allah Resûlü’nün (s.a.v.) sünnetidir. Rabbimiz, elçisine yüklediği vazifeden söz ederken bunun dört şeyden oluştuğunu çeşitli âyetlerde belirtmiştir: Allah’ın âyetlerini insanlara okuma (tebliğ), insanları başta şirk, zulüm ve kötü ahlak olmak üzere her türlü kötülükten arındırma (tezkiye), Allah’ın Kitabını öğretme (talim) ve hikmeti öğretme. Allah Resûlü bir yandan Kur’an’ı açıklarken diğer yandan Kur’an’da yer almayan pek çok konuda yeni hükümler koymuştur.
Buradan anlaşılacağı üzere Allah Resûlü’nün sünneti devre dışı bırakılarak Kur’an’ın anlaşılması ve pratiğe yansıtılması mümkün değildir. Bu gerçekten hareketle İslam ilim geleneğinde sünnete büyük bir önem verilmiştir. Allah Resûlü’nün söz, davranış ve takrirlerini herhangi bir tahrife uğratmadan aktarma işi daha sahabe döneminden itibaren Müslümanların en önemli gündem maddelerinden birini teşkil etmiştir. İlerleyen dönemlerde bu hadis rivayetleri önce yazılı hale getirilmiş, ardından bu yazılı malzemelerin derlenip toparlandığı, sistematik bir hale getirilerek tasnif edildiği hadis eserleri yazılmıştır.
İslam ümmeti, dünya üzerinde benzerine rastlamanın mümkün olmadığı bir şekilde rivayetlerin sağlamını çürüğünden, gerçeğini sahtesinden ayırt edebilmek amacıyla pek çok alt ilim dalı geliştirmiştir. Bu kapsamda hadisleri rivayet eden râviler tek tek incelenmiş, hadis rivayetlerinde meydana gelebilecek ve hadisin sıhhatini zedeleyebilecek kusurlar gözden geçirilmiştir.
Fıkhın müstakil bir ilim dalı olarak ortaya çıkışı anından itibaren müctehidler, gerek Kur’an’ı anlarken gerekse Kur’an’da yer almayan konularda şer’î hükümleri istinbat ederken sünneti göz önünde bulundurmuşlardır. Nitekim fıkıh kitaplarında hemen her meselenin aklî açıdan temellendirilmesi yanında naklî yönden delillendirilmesinde hadislere özel bir önem atfedildiği görülür. Zaman içinde devasa hadis külliyatı içinden yalnızca fıkhî hükümleri barındıran hadisler bir araya getirilerek “ahkâm hadisleri” literatürü de oluşturulmuştur. Bu kapsamda ilk olarak akla gelen eserler arasında Cemmâîlî’nin Umdetü’l-ahkâm, İbn Dakîk el-Îd’in el-İlmâm, İbn Hacer el-Askalanî’nin Buluğu’l-merâm adlı eserler yer almaktadır.
Farklı mezheplere mensup fakihler, söz konusu ahkâm hadislerinin kendi mezheplerinde ve diğer mezheplerde nasıl anlaşılıp yorumlandığı, hüküm verirken dikkate alınıp alınmadığı gibi hususları ortaya koymak üzere ahkâm hadislerini şerh eden eserler de kaleme almışlardır. Bu alanda ilk akla gelen eserler arasında San’anî’nin Sübülü’s- selâm ve Şevkânî’nin Neylü’l-evtâr adlı eserleri bulunmaktadır. Elinizdeki eser, fukahanın fıkhî hükümleri istinbat ederken göz önünde bulundurdukları ahkâm hadislerini şerh eden eserlerin modern dönemde yazılmış örneklerinden biridir. Son dönem İslam âlimlerinden, Aydın, Afyon ve İzmir Müftülerinden merhum Celal Yıldırım bir yandan diyanet teşkilatında müftülük görevini icra ederken diğer yandan İslamî ilimlerin hemen her alanında kıymetli eserler kaleme almıştır. Bu eserlerden birisi de elinizdeki “Kaynaklarıyla Ahkâm Hadisleri” adlı eserdir. Müellif bu eserde hükme medar olan hadisleri teker teker ele alarak farklı mezheplerin söz konusu hadisleri nasıl anlayıp yorumladıklarından söz etmekte, hadisten çıkan hükümleri ele almaktadır. Eser bu haliyle fıkıh mezheplerinde yer alan hüküm, ictihad ve fetvaların hadislerdeki dayanaklarını bilmek isteyenler için son derece büyük bir öneme sahiptir. Eser incelendiğinde fıkıh mezheplerindeki görüş ayrılıklarının önemli bir bölümünün hadislere ilişkin olduğu görülecek, her bir fıkıh mezhebinin sahih kabul edip hükme dayanak kıldığı hadislerden haberdar olunacaktır.
Bu vesileyle şu önemli hatırlatma ve uyarıyı da yapmak gerekmektedir: İctihad ehliyetine sahip olmayan ve belirli bir mezhebe müntesip bulunan kimsenin, herhangi bir hadis kaynağında ya da şerhinde gördüğü bir hadisi esas alarak kendi kafasına göre hadislerle amel etmesi kesinlikle doğru değildir. Zira mezhep dediğimiz kurumsal yapılar, hüküm istinbatında yalnızca hadisleri esas almazlar. Kur’an başta olmak üzere icma, kıyas, maslahat, istihsan gibi başka şer’î delil ve yöntemleri de kullanırlar. Yine fıkıh mezhepleri bir konuda tek bir hadisten hareketle hüküm ortaya koymayıp o konuda Hz. Peygamber’in farklı uygulamalarının bulunup bulunmadığını, sahabenin söz konusu rivayetle amel edip etmediğini, konunun Kur’an âyetleriyle birlikte değerlendirildiğinde nasıl bir tablonun ortaya çıktığı, söz konusu hadisin Hz. Peygamber’in hayatının hangi dönemine ilişkin olduğu gibi daha başka pek çok hususu da göz önünde bulundururlar. Bu derecede yetkinlik sahibi olmayan bir kimsenin, İslam’ı anlamaya ömrünü vermiş fukaha ve müctehidlerin ictihatlarını bir kenara bırakarak herhangi bir kitapta gördüğü bir hadisle veya o hadise ilişkin şerhle amel etmeye kalkması, kişi sayısınca farklı din yorumunun çıkmasına yol açar.
Şu halde bu tarz kitaplardan bir kimse ancak fukahanın hangi esasları hükme medar kıldığı, onları nasıl yorumladığı, mezheplerin hadisler konusunda ne gibi sebeplerle ihtilaf ettiğini öğrenmek, böylece fıkhî konulara ilişkin daha derin anlayış ve kavrayış sahibi olmak konusunda istifade etmeye gayret etmeli, bu kitaplardaki hadisleri ve yorumları kendi kafasına göre amel etmek üzere esas almamalıdır.
İslam’ı sadece Kur’an’a eşitlemeye çalışan, sünnete ilişkin rivayetleri tamamen veya büyük ölçüde devre dışı bırakan, “sünnetsiz bir İslam” anlayışını dikte etmeye çalışan birtakım akımlar ve anlayışların ortaya çıktığı bir zaman diliminde sünnetin, bir Müslümanın amelî hayatında ne kadar büyük bir önem arz ettiğini ve geleneğimizdeki ulemanın sünneti nasıl ictihadlarında temel dayanak olarak kabul ettiklerini gösteren bu eserin yeni baskısıyla ortaya çıkması daha bir anlamlı olmaktadır. Elbette ki beşer elinden çıkmış hiçbir eser kusursuz, yanlışsız, eleştirilemez değildir. Bu kapsamda bu eserde de -beşer ürünü olan diğer tüm yapıtlarda olduğu gibi- eleştiriye açık hususlar bulunabilir. Ancak bunlar eserin önemine gölge düşürmez.
Bu vesileyle eserin müellifine Cenab-ı Hakk’ın rahmetiyle muamele etmesini temenni ediyorum. Eserin bu yeni baskısına emeği geçenleri tebrik ediyor, eserin ilim dünyamıza, fıkhî anlayışımıza ve yaşantımıza katkı sunmasını Cenab-ı Hakk’tan temenni ediyorum.
Prof. Dr. Soner DUMAN