Kedi, insanlık tarihindeki yerini gürültüyle değil, kalıcılıkla kurdu. Sessiz, dikkatli ve bağımsız varlığıyla hem evin içine girdi hem de hiçbir zaman bütünüyle evin parçasına dönüşmedi. Bu ikili durum, onu yalnızca sevilen bir hayvan değil, kültürel hafızada iz bırakan özel bir varlık hâline getirdi.
Kedinin Hikâyesi, kedinin bin yıllara yayılan serüvenini tarih, kültür ve gündelik hayat ekseninde izleyen kapsamlı bir anlatı sunuyor. Kitap, öncelikle kedinin yabani geçmişini ele alıyor, sonrasında insan yerleşimleriyle kurduğu ilk temastan başlayarak evcilleşmenin sınırlarını, antik dünyada kazandığı ayrıcalıklı konumu, kutsallık ile pratik faydanın iç içe geçtiği dönemleri, korku ve hurafelerle biçimlenen karanlık yüzyılları, liman kentleri ve ticaret ağları boyunca hızlanan yayılışını, şehir hayatında üstlendiği değişen rolleri ve modern çağda yeniden tanımlanan kedi imgesini birlikte ele alıyor. Bu tarih içinde kedi, bazen koruyucu, bazen uğursuz, bazen de ev içinin vazgeçilmez ama tam çözülemeyen sakini olarak beliriyor.
Yakın ama bağımsız, tanıdık ama dirençli, evcil ama tam anlamıyla teslim olmayan bu canlı, belki de insanın en kalıcı hayranlıklarından birini temsil ediyor.
Martin Weber, insan-hayvan ilişkileri ve evcilleşme tarihi üzerine uzun yıllara yayılan ilgisini, duru ve güçlü bir anlatımla bir araya getiriyor. Kedinin tarih içindeki yerini yeniden düşünmeye çağırırken, onun insanlıkla kurduğu ilişkinin neden başka hiçbir canlıya tam olarak benzemediğini gösteriyor. Kitap, tam da bu benzersizliğin izini sürerek kediyi hem tarihsel bir özne hem de kültürel bir ayna olarak okumayı öneriyor.