Kitapların içinde büyüyen her çocuk bu derin duyguyu biraz tatmıştır aslında. O kitabı ilk açtığınızdaki mis gibi kokusu, kapağa baktığınızda zihninizde canlananlar ve hele ki dikkatinizi çektiyse sizi taşıyacak olan yepyeni bir dünya… Kitaplarla büyüyen ve kitap okumayı seven herkes için genel duygular bunlar… Benim hikayem ise bambaşka; öğretmen bir anne ve mühendis bir babanın kızı olarak geldiğim bu dünyada kendimi hep bir yetişkin gibi duyumsatan, alınacak her kararda önce bana düşüncelerimi soran ve bana düşünsel dünyamın gelişmesi için sonsuz kapılar açan harika bir aile ile büyüdüm, şükürler olsun ki… 90’larda şimdiki gibi “çocuğumu hayır demeden büyütüyorum” modası yoktu, biz hem anne terliğini havada gören hem de sonsuz sevgi ile büyüyen çocuklardık, herkesin ailesi kendisine kıymetli ama ben kendimi bu konuda hep bir adım daha önde ve bir miktar daha şanslı bulmuşumdur. Annem ve babam bir yaşımdan itibaren boya kalemlerinin tüm renklerini elime verip evimizin kocaman salonunun bir duvarını dilediğimce boyamama müsaade etmişler mesela hatta beş yaşımda ilkokula başlayabilmem de bu sayede mümkün olmuş çünkü bilek kaslarım kalem tutmaya yazı yazmaya o yaşta bile müsaitmiş (sürrealist boyamalarım sayesinde bilek kaslarım fazlası ile gelişmiş)
Ailemin bana müthiş, çevremize ise ilgi çekici gelen tek özelliği bu değil elbette; sevgili babam Şevket Çorbacıoğlu aslında bir mühendis ama aynı zamanda sonsuz bir edebiyat sevdalısı, muhteşem bir yazar ve anı biriktiricisidir… Tatillerde bizi güneşin altında/ kar fırtınasında/ yüksek bir uçurumun dibinde durdurup da fotoğraflarımızı çekerken bir tanecik anneciğim ile hep söylenir fakat sonradan eve döndüğümüzde tatil fotoğraflarımıza bakmaya doyamazdık mesela Anlara ve anılara sonsuz değer veren babam ben henüz doğmadan önce “kitap içi notlar” geleneğini başlatarak aldığı her kitaba farklı bir anlam yüklemeyi de başarmış… Hiç unutamadığım anlar var babacığımın bu özelliği ile ilgili; 90’ların sonu 2000’lerin başında anneciğimle elimiz kolumuz kitaplar ile dolu eve geldik, Kızılay’dan yürüyerek gelmişiz, birkaç gün içerisinde çıkacağımız yaz tatili için alış veriş yapmışız ve yorgunuz, anneciğimin o an ki tek isteği ise kitaplarını incelemeye başlamak Fakat sevgili babacığım bizi yakalar yakalamaz kitapları aldı ve ciddi bir ifade ile “ben notlarımı aldıktan sonra geri veririm okumaya başlarsınız kızlarım” dedi (evet bize zaman zaman böyle hitap ederdi). Sevgili anneciğim ise isyankar bir ruh hali ile “bari bir tanesini ver çok merak ediyorum kitaplarımı” dedi, babacığım ise çoktan çalışma odasına geçmiş ve “kitap üstü notlar” moduna girmişti…Anneciğime o notları okur, ufak tefek düzeltmelerle her kitapta “Kitap üstü notları” tamamlarlardı.. Dahası kendilerini sonsuzluğa taşıyan anıları bana biriktirdiler ve de biriktirdiler, dile kolay tam 40 yıl..
İşte sevgili okur ben böyle tatlı bir ailede, kitaplarla, kitap üstü notlarla, muhteşem anne yemekleri, unutulmaz baba sürprizleri, yurt içi yurt dışı tüm olanaksızlıklara meydan okuyan tatillerle ve sonsuz sevgi ile büyüdüm ve bir gün anne ve babamın yüzde biri kadar bile iyi bir ebeveyn olursam buna hep şükredeceğim… Ekran buğulandı, gözlerim yağmura başlamadan ön sözü burada noktalıyorum, sevgili Annem ve babama bana böyle bir anı serisi hediye ettiği için sonsuz kere teşekkür ederim, sevgili anneciğim işte şimdi sonsuz oldun… İkinizi de çok seviyorum, iyi ki sizin evladınız oldum…