Gerçeklik ile yanılsama arasındaki çizgiyi sürekli sorgulayan, bilimkurgunun en önde gelen isimlerinden Philip K. Dick, Soğuk Savaş’ın ve toplumsal krizlerin gölgesinde insan doğasını mercek altına aldı. Birçok romanı kendisini çağının ötesine taşıyan sorularla doluydu. En ünlü romanlarından Yüksek Şatodaki Adam, alternatif bir tarihte Nazilerin savaşı kazandığı bir dünyayı resmederken, kült eseri Androidler Elektrikli Koyun Düşler mi? insan olmanın özünü sorgulayan karanlık bir gelecek tasvir ediyordu. Dick’in bütün eserlerinde ortak bir tema vardı: gerçekliğin kırılganlığı, otoritelerin manipülasyonu ve bireyin kimliğini koruma mücadelesi.
İnsanlığın yeni umudu Mars, vadettiği refahtan çok uzaktır. Kuraklık, kum fırtınaları ve rant kavgalarıyla boğuşan kolonide güç hırsı her şeyin önüne geçmiş durumdadır. Su İşçileri Şubesi Başkanı Arnie Kott, gezegendeki hâkimiyetini sağlamak için eşi görülmemiş bir silah bulur: Geleceği görebilme yeteneğine sahip, Manfred adında otizmli bir çocuk. Kott’un planı kusursuzdur; Manfred’in yeteneği sayesinde kârlı yatırımlar yapacak ve yaklaşan BM projelerinden önce tüm Mars’a hükmedecektir.
Ancak zaman, oynanabilecek en tehlikeli kumardır. Manfred’in zihnindeki gelecek, açgözlü insanların hayal ettiği gibi aydınlık değildir. Çocuğun vizyonları aracılığıyla geleceği avucuna almaya çalışanlar, gerçekliğin yavaş yavaş parçalandığı bir hezeyanın tam ortasına düşer. Peki gördükleri şey gerçekten kaçınılmaz bir son mudur, yoksa karanlık bir zihnin yarattığı paranoyak sanrılar mı?
“Mizahi, üzücü ve etkileyici... Mars’ta Zaman Kayması’yla boy ölçüşebilecek çağdaş roman çok az.”
–Rolling Stone