"Toprak hesap sormaz, sadece örter. Hesap soran senin kendi vicdanındır."
Gecenin ve kışın amansızca yuttuğu Sarıgöl köyüne atanan genç bir pratisyen hekim... Sırtında babasının ödenemez kumar borçları, masasının altında bir kaçış olarak gördüğü kalın TUS kitapları ve boynunda hayat kurtarmanın o ezici sorumluluğunu taşıyan bir stetoskop.
Dondurucu soğuğun, rutubetin ve bitmek bilmeyen yalnızlığın ortasındaki bu izole sağlık ocağı, genç doktor için ilk bakışta sadece geçici bir mecburi hizmet yeri gibidir. Ancak geceleri pencerenin hemen altından, donmuş topraktan gelen o tekinsiz kazı sesleri; köyün delisi Asaf’ın toprağın altındaki "soğuk sarı"ya dair kan donduran sayıklamaları ve klinikten içeri adım atan hastalar, doktorun zihnindeki sınırları yavaş yavaş paramparça edecektir.
Gerçeklik nerede başlar, delilik nerede biter? Bembeyaz, jilet gibi ütülenmiş bir hekim önlüğü, çamur ve kan içinde bir deli gömleğine nasıl dönüşür? Hayat kurtardığına inanan bir adam, aslında kendi günahının etrafında dönüp duran çaresiz bir tutsak olabilir mi?
Sarper Çağatay Çelik'in kaleminden çıkan Soğuk Sarı, kibrin, vicdan azabının ve insan zihninin en karanlık yeraltı dehlizlerinin sarsıcı bir haritası. Okurken iliklerinize kadar üşüyecek, her satırda gerçeğin o dondurucu nefesini ensenizde hissedeceksiniz.
Kapağı araladığınızda, o paslı demirin betonu kazıyan sesini duymaya hazır olun:
Kırt... Kırt... Kırt...