Bir halk ne zaman yok olur?
Dili sustuğunda mı? Toprağını kaybettiğinde mi? Yoksa o halkın çocukları geçmişini sormayı bıraktığında mı? Bence bir halkın tamamen kaybolması, yalnız dilini unutmasıyla değil; geçmişini merak etmeyi bırakmasıyla başlar.
Bu nedenle bugün Ubıhların yaşamına bakarken yalnız kayıpları görmek eksik olacaktır. Bugünkü değişim ve dönüşüme rağmen hâlâ kökenini araştıran, eski köy isimlerini öğrenmeye çalışan, büyüklerinin anlattıklarını kayıt altına alan ve çocuklarına geçmişten söz eden insanlar vardır. Ubıhlar bütünüyle kaybolmadı; yalnızca eski hâlleriyle yaşamayı bıraktılar. Çünkü hatırlanan hiçbir halk bütünüyle kaybolmaz.
Abhaz edebiyatçı Bagrat Şınkuba’nın Son Ubıh’ı, Fransız dilbilimci Georges Dumezil’in Son Sesler’i ve Manyaslı amcamız (aynhabımız) Tevfik Esenç’in nefesi artık yok ama birçok Ubıh bu dünyada hâlâ var. Bir halk için en gerçek var olma biçimi unutulmamaktır. Unutmayan ve unutulmayan hiçbir insan, hiçbir aile, hiçbir halk gerçek dünyadan kaybolmaz.
Ubıhları araştırırken sık sık çocukluğumun seslerine döndüm. Büyüklerimin anlattığı hikâyelere, Hikmetiye, Derbent ve Maşukiye'de duyduğum efsanelere, artık aramızda olmayan insanların seslerine... O zamanlar bana anlatılan hikâyeleri dinlerken bunların bir gün bir kitabın sayfalarına taşınacağını düşünmezdim. Bugün dönüp baktığımda bazı şeylerin kaybolduğunu, bazılarının insanın hafızasında yaşadığını anlıyorum. Ubıhlar eskisi gibi yaşamıyorlar ama aile anlatılarında ve köklerini arayan insanların merakında yaşamaya devam ediyorlar.
Geçmişteki ve bugünkü sürgünlerin, muhaceretin, göç etmenin, ilticaların, mültecilerin dramını duymayan, anlamayan insan olamaz. Arabistan’dan ya da Afganistan’dan gelenlere, “Terk etmeseydiniz kardeşim memleketinizi, size bakmak zorunda mıyız?” demeyin sakın. Dönüp arkanıza baktığınızda, benimki gibi sizin babaannenizin de kalbinde bir Çerkes kaması görebilirsiniz.
Cumhur Utku