Geniş Avrasya düzlüğünde neşet etmiş bozkır Türklüğü öncesindeki köklerin izini süren bu romanda topluluklar, binlerce yıl önce Urmu Gölü ile Mezopotamya çevresinde kabaca bugünkü Kuzey ve Güney Azerbaycan, Kuzey Irak ve Güneydoğu Anadolu’yu kapsayan geniş bir coğrafyada köken birliği içinde yaşamaktaydı. Aynı dilin farklı ağızlarını konuşan bu topluluklar; kendi damgaları, kendi ocakları ve kendi sözleriyle varlıklarını sürdürmekteydi.
Fakat öykümüzün binlerce yıl önce geçmesi, bugünkü anlamıyla bir siyaset düşüncesinin hiç olmadığı anlamına gelmez. Artan nüfus, büyüyen ihtiyaçlar ve birbirinden ayrı obalarda yaşayan uruklar; farklı yol arayışlarının gölgesinde, aynı yolda yürümek ile bambaşka bir yol seçmek arasında beklemektedir.
Barsan, farklı damgaları yok etmeden ortak bir söz etrafında birleşmenin mümkün olduğuna inanır. Aybike, doğanın ve insanın derin bilgisini taşıyan güçlü bir kadın olarak bu arayışın merkezindedir. Er Basgan ise bütün damgaları kendi hâkimiyeti altında toplamak isteyen hırslı bir bey olarak ortak törenin karşısına çıkar.
Urmu’nun Çocukları, tarih öncesi bir çağın atmosferinde geçen; aşkı, iktidarı, töreyi, inancı ve yurt kurma iradesini anlatan destansı bir romandır.
Bu hikâyede taş yalnızca taş değildir; damga yalnızca bir işaret değildir; söz ise bir halkın geleceğini taşıyan en büyük emanettir.