Bazı hikâyeler okunur ve biter. Bazılarıysa son cümlesinden sonra başlar. Uyanma Odası, insanı tam da o başlangıcın eşiğinde bekleyen hikâyelerden oluşuyor. Sadık Yalsızuçanlar, hayatın içinden küçük anları, karşılaşmaları, soruları ve sessizlikleri alıp görünenin ardındaki görünmeyene doğru aralıyor. Her hikâye, okuru başka bir kapıdan geçirirken geride aynı duyguyu bırakıyor: Biraz daha durmak, biraz daha düşünmek, biraz daha derine bakmak… “Oysa sen de ben de doğduğumuz andan itibaren aynı kişilerdik. Bebek, çocuk, yetişkin, ihtiyar olduk sadece… Bir şey değişmedi ki… Can kimdir, cânân nedir, ruh da ne ola ki, bizi böyle farklı sözcüklerle çağırıp durdun? Çok şaşkınım, her şey böyle aslında ama farklı düzeylerde değişik adlar alıp duruyor.” Belki insanın en uzun yolculuğu, bildiğini sandığı şeylere yeniden bakmasıyla başlar. Kendine, ötekine, hayata, ölüme; zamana, ruha ve varoluşun sessiz sırlarına… Uyanma Odası, cevapları önümüze koyan bir kitap değil. Sorularını usulca içimize bırakan; kimi zaman şaşırtan, kimi zaman sarsan, kimi zaman da tek bir cümlenin önünde uzun uzun susturan bir kitap. Çünkü bazı hikâyeler anlatmak için değil, uyandırmak için yazılır.