“… Üzerinde en güzel elbisesi ve refakatçisi Venüs ile tepeden süzülüp indi şehrin üstüne. Geriye baktı. Ev görünmüyordu artık. Loş ve boş bir sokak, yalnız ve ürkek bir köpek, sıralı duvarlardan aşmaya çalışan çiçekler, sağında ıssızlığın ve yalnızlığın olduğu bir sokak, solunda ise güneşe karşı zafer kazanmış karanlığın kurduğu şenlik... Cırcır böcekleri en yüksek perdeden yarışıyorlardı. Orkestranın yaylıları hışırdıyordu, yumuşak yumuşak. Baykuşlar gelip katıldı geceye nefesliler olarak. Bu hengâmenin içinde ne yapacağını bilmeden amaçsızca yürüdü. Otobüsün geldiği istikamete doğru. Zaten tek tük olan evler bitmiş, önünde uzanan bozkır karanlığa karışmıştı. Gecenin orkestrası susmuştu. İnsanların gösterisi başlamıştı. Müezzin startı vermişti. Evlerin ışıkları tek tek yanmaya başladı. Siyah asfalt üzerine düşen sarı ışığın oluşturduğu kara gölgeler hareketlendi. Tek tek gölgeler bir süre sonra ikili, üçlü sıralandılar. Kendi aralarında gece boyu içlerinde tuttukları kelimeleri özgür bıraktılar. Bilinmeyen bir dilde, kimseler de duymasın diye sessiz sessiz... “
….
Satırlar arasında kendi gerçeğinizle yüzleşeceğiniz bu hikâyeyi, yargılarınızı bir kenara bırakarak okuyun; nihayetinde vereceğiniz karar, Mehmet’in sessiz kabullenişinde yankı bulacaktır.
Keyifli okumalar…