Göksel Tiryaki'nin Barak'a dair ilk kitabı (Seydimen), daha çok bir anı kitabı gibidir. Elbette içerisinde farklı öğeler ve göndermeler de yer almaktadır. Orada, kişisel deneyimleri ve tanıklıkları çerçevesinde özellikle 1980-2000 arasını işlemiştir. İkinci kitabında ise (Garıp), Barak Ovası'nın öncesine de girmesi gerektiğine karar verir. Zira ülke ve yöre bakımından köyden kente göçü çok önemli görmektedir. Böylece daha çok 1950-1980 arasındaki köyden kente göçü ve bunun birtakım içeriden ve ciddi sonuçlarını kitap boyunca, deyim yerindeyse, irdeler. Üçüncü kitabında (Feriz Bey), bu uzun hikâyenin asıl mühim başlangıcını vermeye karar verir; 1640-1950 arasındaki büyük göçü, iskânı ve akabinde Barakların toprağa tutunma çabalarını orada anlatmaya çalışır. Farklı coğrafyalarda yerleşecek bir toprak parçası arayışı ve mücadelesiyle geçen yüzyıllar boyunca Barakların maruz kaldığı tüm zorluklar, onlarda çok derin izler bırakmış; bu güçlükler türlü şekillerde günlük hayatta etkisini bugüne kadar sürdürmüştür. Nihayet dördüncü kitabında ise (Arada Kalmış Yaşamlar), artık bütün bu arayışları, mücadeleleri, zorlukları, tutunabilmeleri ve yer yer arada kalmışlıkları gün yüzüne çıkarmaya girişir. Esasında bütün bu kitaplardaki asıl bağlam ve öyküler ise özünde “Anadolu Taşrası”nın o büyük ve sahici hikâyesidir. Anadolu coğrafyasının her bir köşesindeki gibi Barak'ın hikâyesi de uzun, katmanlı ve zorlu bir yolculuktur. Kuşkusuz kendine özgü yönleri de vardır. İşte bu kitap, bütün bu yönleri vermeye çalışmaktadır.