“Neye kim bakarısan ol yüzündür
Kime ne sanurısan kendi özündür”
XIII. yüzyılın ortalarından itibaren Haçlı ve Moğol istilalarıyla sarsılan Anadolu topraklarına şiirleri ve öğretileriyle adeta bir huzur nefesi üfleyen Yunus Emre (ö. 1320?), Türk-İslam mutasavvıf şiirinin en müstesna mimarlarından biridir. Halkın bağrından süzülen yalın Oğuz Türkçesini ilahi bir aşk ve derin metaforlarla yoğurarak asırları aşan bir köprü kuran güzel şair, yüzyıllar boyunca insanlığın gönlüne mihmandarlık etmiştir.
Yunus Emre’nin 1307 (H. 707) yılında kaleme aldığı 600 beyitlik eşsiz mesnevisi Risâletü’n-Nushiyye (Nasihatler Kitabı), Anadolu sahasında yazılmış ilk özgün tasavvufi nasihatnamelerden biri olarak kabul edilir. Bu kıymetli eser, sadece edebi bir metin olmanın çok ötesinde, insanın kendi içine yaptığı en çetin yolculuğu yani tasavvufta "cihâd-ı ekber" olarak adlandırılan nefis mücadelesini anlatır. Yunus Emre, evrenin ve insanın harcını oluşturan dört unsuru (ateş, su, toprak, hava) ve bu elementlerden insana geçen huyları muazzam bir sembolleştirme ve teşhis yöntemiyle sahneler. Kibir, öfke, cimrilik, şehvet ve haset gibi yok edici nefis ordularına karşı; sabır, cömertlik, temizlik ve tevazu erdemlerinin akıl önderliğinde verdiği büyük savaşı gözler önüne serer. Gönül padişahını ele geçirmeye çalışan karanlığa karşı, kâmil bir iman ve keskin bir akılla direnmenin haritasını çizen Risâletü’n-Nushiyye, yazıldığı asırdan bugüne insan ruhunun dehlizlerine ışık tutmaya devam eden zamansız bir başucu eseridir.