“Vatan” kavramının ne denli önemli bir kavram olduğu anlamamız için Kırım’a bakmamız gerekiyor. Biz de Karabatak olarak 87. sayımızı Kırım’a ayırdık. Edebiyatından siyasi durumuna, tarihî etkisinden kültürel özelliklerine kadar her yönüyle masamızda Kırım var. Dosya yazılarımızda gerek düşünce ve aksiyon adamı olarak Gaspıralı İsmail gibi isimler gerek II. Gazi Giray Han gibi hükümdar şairler gerek İslam’ın Kırım’a etkisi gerekse Cengiz Dağcı gibi günümüzde de okunan edebiyatçıları üzerinden kapsamlı bir şekilde Kırım’ı, halkını, düşünce yapısını, dünyasını anlamaya çalıştık. Seçkin edebiyatçı, akademisyen ve yazarlardan Kırım’ı ve “vatan” kavramını anlamak için 87. sayımıza okurlarımızı davet ediyoruz.
Kırım dosyamızın yer aldığı sayımızda röportaj konuğumuz Kırım’a gönül vermiş biri isim, Ramazan Arıtürk oldu. Sovyetler Birliği’nin dağılma döneminde yeni mezun bir genç olarak Kırım’a gönüllü giden hocamız; hayatının dönüm noktaları, bugün sahip olduğu adalet anlayışı ve toplumsal duruşu üzerine sorularımızı cevaplandırdı. “Hiçbir tarih kitabı sürgünden dönen bir ihtiyarın gözlerinde taşıdığı vatan hasretini bütünüyle anlatamaz,” diyen Arıtürk, Kırım’da şahit olduklarını, devlet olmadığında insanın düştüğü zorlukları, o dönem yaşanan büyük acıların yanında küçük insan hikâyeleriyle birlikte aktardı. Kırım için arşiv niteliğindeki bu söyleşinin Vatan Yahut Kırım’la birlikte okunmasını öneriyoruz.
Geçen sayımızda Ömer Lekesiz’le başlattığımız sanat teori yazılarımız devam ediyor. “Sanat eserinin hakikati, görüneni çoğaltmak değil, görmeyi terbiye etmektir,” diyen hocamız İslam medeniyetinin estetik ufkuna dikkat çekti.
Projektör konuğumuz ikinci öykü kitabı “Çok Tuhaftı Ağlayamadım”la tuhaflığın izini süren Bahtiyar Gül oldu. “Asıl gerçekliğin gerçekdışılık olduğunu düşünüyorum,” diyen yazarımız mesleği ve öykülerini besleyen kaynaklar üzerine sorularımızı cevaplandırdı.
Deneme yazılarımızda Hasan Akay, Sezai Karakoç’un Alınyazısı Saati şiirinde Batı felsefesi ve edebiyatıyla İslam hikmeti ve edebiyatı arasındaki farka işaret etti. Mustafa Kara, vefatının 51. yılı vesilesiyle yirminci yüzyıl dervişi olarak nitelendirdiği Nurettin Topçu’yu ve fikir dünyamızdaki yerini kaleme aldı. Âdem Turan, daireler içinde dönerek kaybolan insana ışık tuttu. Süleyman Unutmaz da üç ayrı denemesiyle bu sayıda yerini aldı. İlgiyle okunacağına inanıyoruz.
Bu sayıda gezi rotamız Madagaskar ve zorunlu olarak Mauritius. Madagaskar’daki ayaklanmanın ortasında kalıp Mauritius’a zorlukla geçen F. Hande Topbaş, Madagaskar yerlilerini, örf ve adetlerini görme imkânı bulamasa da okyanus içinde turkuazın onlarca tonunu ve ada izlenimlerini okurlarımızla paylaştı.
Tiyatro bölümümüzde Derya Özer 17. yüzyılda gerçek bir olaydan yola çıkılarak kaleme alınan Cadı Kazanı’nı okurlarımız için değerlendirdi. Tarih boyunca rastladığımız bu avın arka planını örneklerle açıkladı. Gazze’ye işaret etti.
Elbet bu sayımızda da günümüz edebiyatının seçkin kalemleri şiirler, öyküler, kitap yazılarıyla yerlerini aldılar. Her sayı olduğu gibi görsel sanatlar da dergimizi zenginleştirdi. Yine dolu, yine yüklü bir sayıyla Karabatak edebiyat göğünde süzülüyor…