Şair ve yazar İbrahim Tenekeci yönetiminde yayımlanan Muhit dergisi, edebiyat yürüyüşüne devam ediyor. Mayıs sayısında Hüsrev Hatemi dosyasıyla sunulan dergi, Haziran sayısında Erol Göka dosyası ve Turan Kışlakçı söyleşisiyle raflardaki yerini alıyor.
Daima Şiir
Usta çizer Hasan Aycın’ın bir çizgisiyle açılan dergi, her kuşaktan pek çok kıymetli ismin şiirlerine yer veriyor. Ahmet Edip Başaran’ın “Dağlar Hâlâ Yerinde mi?” isimli şiirini İlker Nuri Öztürk’ün “Seyrek”, Ali Emre’nin “Bursa Şehrengizi” ve Murat Güzel’in “Kevnü Fesad” isimli şiiri takip ediyor. Emre Demir, Süleyman Unutmaz, Aynur Dilber, Ahmet Sefa Yalçın, Cafer Keklikçi, Nurullah Genç, Mehmet Aycı, Suavi Kemal Yazgıç, Âdem Yazıcı, Nadir Aşçı, Nurettin Durman, Fatih Şahin, Hasan Nalçacı, Meral Afacan Bayrak, Mustafa Köneçoğlu, Sabiha İclâl Tiryaki ve Uğurcan Güler bu sayının diğer şairleri.
“Yaşadın Bir Zaman” isimli şiiriyle İbrahim Tenekeci, bu sayının arka kapağını süslüyor: “Vardın tenhaya, düşündün uzun / Yaşadın bir zaman üzgün ve temiz.”
Erol Göka Dosyası
Kitaplarından akademik çalışmalarına, insana dair bitmek bilmeyen merakından toplumsal analizlerine kadar Prof. Dr. Erol Göka titiz bir incelemeyle ele alınıyor. Bu özel dosyada Kemal Sayar, Erol Göka’yı Türkiye’nin bütün seslerine kulak veren, zekâdan ziyade inceliğe hayran ve dostluğuyla yaralara şifa olan bilge bir ağabey olarak selamlıyor. Gökhan Özcan, “Ne Güzel Abimizdin Sen Erol Abi” başlıklı yazısında Göka’nın samimi düşünce dünyasına ve kırk yıllık sarsılmaz dostluğuna ayna tutuyor. Yetiştirdiği öğrencilerinde derin izler bırakan Göka’yı ele alan Murat Beyazyüz, hocayı; okumalarından kendine ait bir istikamet, sarsılmaz bir dostluk ahlâkı ve mahareti süzmüş mutedil bir bilge olarak tanımlıyor. Harun Kaban, Göka’nın Türklerin Psikolojisi eserinden ilhamla kaleme aldığı yazıda onu, toplumun ruhuna şifa arayan modern bir “Lokman Hekim” olarak nitelendiriyor. Halil İbrahim İzgi, hikmetli bir hekim olarak gördüğü Göka’ya “şükran mektubu” sunuyor. Gökhan Ergür, Erol Göka’nın kült çalışmasını inceleyerek toplumsal kırılganlıklarımızı fark etmenin ve ortak ruhsal yaralarımıza bakabilmenin iyileştirici gücünü vurguluyor. Ebulfez Süleymanlı, entelektüel mirasını incelediği çalışmasında hocayı, bilimsel tevazu sahibi özgün bir düşünür olarak konumlandırıyor. Seda Nur Bilici, Göka’nın genç terapistlerin dünyasında bir karakter ve kimlik inşacısı olarak duran mütevazı portresini çiziyor. Dosya çerçevesinde gerçekleştirilen söyleşide Gökhan Ergür’ün sorularını cevaplayan Erol Göka, “Bizi insan kılan, fânilik bilincidir” diyor.
Söyleşi
Muhit Kitap’tan çıkan Âyetini Arayan İnsan adlı eserine dair verdiği söyleşide Nahide Nagehan Akyol’un sorularını cevaplayan Turan Kışlakçı; sükûtu ve tabiatı kaybetmiş olan insanlığın, içine düştüğü nihilizmden ancak fıtrata, ortak vicdana ve ilahî çağrıya kulak vererek kurtulabileceğini vurguluyor: “Çağımızın en büyük trajedisi, insanın yalnızca yolunu kaybetmiş olması değildir; kendi âyetini de kaybetmiş olmasıdır.”
Öykü, Deneme
Haziran sayısının öykü sayfalarını “Kahraman: Hep Bir Başkası” isimli öyküsüyle Kâmil Yeşil, “Bugün Sadece Vardı” isimli öyküsüyle Mustafa Uçurum ve “Koro İçin Yazılmış Bir Solo Denemesi” isimli öyküsüyle Özcan Ünlü zenginleştiriyor.
Soner Karakuş “El-Mâni” başlıklı yazısıyla dizisine devam ederken Dursun Çiçek, “Yalnız İnsanlar ve Yalnız Ağaçlar Üzerine” başlıklı yazısında tek başınalık ile saf yalnızlık arasındaki ince çizgiyi, insan ve ağaç akrabalığı üzerinden sorguluyor. Abdullah Harmancı, “Ömrüyer” başlıklı yazısında insanlığın en büyük yanılgısını ve sahte kutsallarını epik bir dille eleştirirken Hasan Kaçan “Bir Dolapdere Hikâyesi Daha” başlıklı yazısıyla anılarına bir yenisini ekliyor.
Senai Demirci, “Kirli İkilik” başlıklı yazısında insanı kendi özüne yabancılaştıran ikiyüzlülüğe karşı İhlas Suresi’nin duru ve net duruşunu çıkış yolu olarak sunuyor. Selime Kahraman Kayan, “Veda Ağacı” başlıklı yazısıyla kargaşadan kaçıp sığındığı çocukluk ağaçlarının karakterlerini ve onlardan ayrılışının sessizliğini sayfalarına taşıyor. Müslim Coşkun, beton binaların altında kalan ilk gençlik ideallerini ve İbrahim Tenekeci ile paylaştığı hatıraları kaleme alarak, şimdinin mutsuz eden dünyasına karşı geçmişin sıcaklığıyla sığınılacak bir liman sunuyor.
Babasına olan minnetini söze döken Turan Karataş, sert mizaçların arkasındaki köklü merhameti ve bir babanın gidişiyle insanın yeryüzünde nasıl arkasız kaldığını hissettiriyor. İbrahim Tenekeci, “Bu Yorucu Dünyada” başlıklı mektubunda Âdem Koçyiğit’in dostluğunun ferahlatıcı varlığı üzerinden insan fıtratını, kayıpları ve olgunluk çağının getirdiği o köklü ‘hakikat’ arayışını kaleme alıyor. Gözlerin ve kulakların güzel bir söze hasret kaldığı bu çağda Yûnus Emre ile dertleşen Harun Yakarer, insanı, dünyayı cennete çevirecek sözlerin gücünü keşfetmeye ve gaflet perdelerini aralayarak paylaşmanın asaletine dönmeye çağırıyor. Mustafa Özçelik, Remziye Şen, Ahmet Dağ ve Sena Şentürk inceleme ve değerlendirme yazılarıyla bu sayıya omuz veren diğer isimler oluyor.