Sevgili Türk Edebiyatı okurları,
Dünyanın bir futbol topunun çevresinde döndüğü ve dünya kupasının bütün heyecanı ile devam ettiği bu günlerde, edebiyatın futbola yansıyan yüzüyle; nisan ayında ilk bölümünü yayımladığımız futbol dosyamızın ikinci bölümüyle karşınızdayız. Milyonları peşinden sürükleyen, doksan dakikaya koca bir hayatı sığdıran bu oyunu; toplumsal hafızamızın, millî kimliğimizin ve siyasetin bir yansıması olarak ele almaya devam ediyoruz.
Dosyamızın açılış yazısında Namık Açıkgöz, Haldun Taner’in “Ases” hikâyesi üzerinden futbolun dürüstlük, fedakârlık ve centilmenlik gibi erdemlerle harmanlanmış insani yüzünü tahlil ediyor. Mehmet Demiryürek, 1950’li yıllara uzanarak Kıbrıs’taki Çetinkaya takımının yalnızca bir spor kulübü değil Kıbrıs Türklerinin varoluş mücadelesinin ve Enosis'e karşı umudunun sembolü oluşunu tarihî vesikalarla ortaya koyuyor. Fatih Sakallı, Ferhat Uludere’nin Son 11 romanı ekseninde futbolun kasaba hâlini, küme düşen bir takımın soyunma odasındaki hüzünlü hikâyelerini ve taraftar psikolojisini irdeliyor. İbrahim Ay, Cumhuriyet dönemi öykülerinde futbolun, modernleşme sancılarının ve ulusal kimlik inşasının edebî metinlere nasıl yansıdığını ele alıyor. Göksel Yıkmış, doksan dakikalık bir maçın, hayatın belirsizliklerini, insan karakterini ve umutlarını nasıl özetlediğini felsefi bir bakış açısıyla gözler önüne seriyor. Aydın Bağırov, işgal acılarıyla yurdundan koparılan Karabağ Futbol Kulübü’nün, Kurban Kurbanov yönetiminde Avrupa’nın zirvesine uzanan o destansı ve “delikanlı” yürüyüşünü resmediyor. Barış Demirkaya, futbol kültürünün siyasal yüzüne odaklanıyor ve insanlığın kanayan yarası Filistin meselesinin tribünlerdeki pankartlara nasıl yansıdığını, taraftarın vicdani başkaldırısını aktarıyor. Erdal Hoş, Karabağ cephesinden yürek burkan bir hikâyeyle, efsane komutan Allahverdi Bağırov ile İmaret tribününün lideri Şehit Mehmet Ali’nin kesişen vatanperverlik öykülerini “İki Yiğit İki Şehit” başlığıyla kaleme alıyor. Tahsin Yıldırım, fikir dünyamızın abidevi şahsiyeti Fethi Gemuhluoğlu’nun az bilinen bir yönüne ışık tutarak onun Hilal Spor’daki “sağ açık” günlerini ve sportmen ruhunu okurlarımızın dikkatine sunuyor. Funda Keskin Ünlü, İmdat Avşar’ın hikâyelerinde meşin yuvarlağın Anadolu insanının umutlarına, garibanların dünyasına ve saf çocukluk düşlerine nasıl tercüman olduğunu dile getiriyor. Hacer Hicran Göze, Kadıköy’ün o eski, efendi ve amatör ruhlu futbolcularını yâd ediyor. Futbol dosyamızın son yazısında ise Enver Aykol, futbolun milliyetçilik ve kapitalizm eksenindeki dönüşümünü, küresel sermaye ile millî aidiyetler arasındaki diyaloğu ve yeşil sahaların kimlik inşasındaki rolünü değerlendiriyor.
Dosya dışı yazılarımızda, İsmail Hakkı Tanrıverdi, hatırasında, merhum Ayhan Songar hocamızın çaresiz bir köy çocuğuna uzattığı o şefkatli eli ve bir ilim adamına yakışır alicenaplığını minnetle anıyor. Şerif Aydemir, kitaplarından ayrılmanın hüznünü, sükûneti ve Mahmutpaşa’nın telaşı içinde sessizce bekleyen “Kırmızı Yüzlüm”ün bilgeliğini lirik bir denemeyle aktarıyor. Eyüp Akman ise Mehmet Emin Hacıköylü’nün Yıldız’ın Türküsü adlı romanını; eserin mitolojik, tasavvufi ve folklorik katmanlarını derinlemesine tahlil ederek ele alıyor. Esra Eren, hikâyesinde, zamanı küçük karelere hapsedip yaşamı ölümsüzleştirmeye çalışan, fotoğraf tutkunu bir kadının dokunaklı öyküsünü anlatıyor. Necdet Ekici ise kurbanlık alma telaşını ve Anadolu insanının o kendine has, mizahi ama bir o kadar da ders verici ahvalini usta işi bir kurguyla harmanlıyor.
Herkese iyi okumalar dileriz…
İmdat Avşar
Türk Edebiyatı Dergisi
Genel Yayın Yönetmeni