İddiasından vurulan hız çağının insanlarıyız. İletiÅŸim çağında iletiÅŸimsiz kalan insanlığın acı ve ağır hikâyeleri etrafımızda uçuÅŸuyor. Dışa dönük iç yalnızlığı bu. Åžiiri uzaklara savrulmuÅŸ. Romanı ve hikâyesi kuru bir yalnızlıkta çırpınıyor.Â
Kabukta kalışın yalnızlığı bu. Günümüz edebiyatında içe iÅŸleyen derinleÅŸmelerden eser yok. Yazanların çilesini yazdıkları söylüyor. Artık en çok hikâye yazılıyor. ÇaÄŸa ve hıza uygun. Göze dayanan iÅŸlere edebî eserler de dâhil. Onun için dışa dönük.Â
Yazarların olanı biteni kaybolmadan tespit etme telaşı elbette övgüye değer. Yazmak her derin bir ihtiyacın dilinden ses verir. Bu devrin yazıcısı, önünden yanından kaçıp giden anlarının, günlerinin yıllarının telaşında selden kütük kapmaya çalışan bir yarı deli.
Yeni nesillerin yazması, adı konmamış bir insanlık fedailiği. Bu zamanın yazarları bütün zamanların edebiyatından başka bir edebiyat yaratıyorlar. Bu doğru. Varlık gösterme de içinde olmak üzere bir yazardan çok yeni tür bir vakanüvisliği de yaşıyoruz. Yeni zamanların türlü hikâyelerini biraz da böyle okuyorum. Günay Uysal’ın ikinci hikâye kitabını da böyle okudum. Yaşadıklarından ve kurguladıklarından kesitler…
Yazar diliyle yaşar ve yaşatır. Öğretmen bir yazarın düzgün ve örnek yazılar yazmaya çalışması belki en zayıf yanıdır. Günay Uysal bu eşiği ustalıkla geçmiş. ‘Adını Ararken’de hayat kesitlerinde hayat hissediliyor. Yer yer incelmiş bir dille o hayatı duyuyorsunuz…
Yağmur Tunalı
Â