Aydınlanmanın dine karşı geliştirilen bir düşünce olduğu şeklindeki genel yargı 18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Almanya’da geçerliliğini kaybetmiştir. Kant, ‘’Din ezberleyicileri’’ hakkında en doğru tanımı teşhis etmekte gecikmemiştir! Gerçekten de gerek Yahudi gerek Hristiyan ve gerekse de Müslümanların tek bir ortak zihinsel faaliyeti varsa o da Tanrı’nın varlığı konusundaki gerçek istekleri; “Neyi bilebilirim?” sorusuyla değil, “Ne umabilirim” beklentisiyle ilgili ezberlerdir.
Saf akıl, Tanrı’nın ne varlığını ne de yokluğunu ispatlayabilir. Ancak, insan bilgisi nihai gerçekliğin gizemine nüfuz edemez gözükse de insan aklı nihai hakikatle diğer bir deyişle Tanrı’yla ilgili bir araştırma içerisindedir. Aşkın sorular, ancak aşkın cevaplara cevaz verirler ve bu aşkın cevabı bize ancak saf pratik akıl verir; Pratik akıl, bir “postulat” olarak Tanrı’nın var olduğu sonucunu çıkarmamıza izin verir. Teorik olarak biz, Tanrı’nın var olduğunu bilmeyiz; ama pratik akıl onun gerçek bir imkân olduğunu bize gösterir.
Teoloji; Tanrı’nın öğretisidir ve dinlerin emirlerini tasnif eder. En geniş anlamıyla Tanrı’yı konu edinen, Tanrı’nın sıfatlarından, âlem ve insan ile münasebetinden bahseden ilimdir. Bu ilim; ‘’Tanrısını bilen, kendisini yaratana şükreden, doğru, dürüst, özü sözü bir, erdemli insanlar yetiştirmeyi amaçlar! Ve bu nedenle toplumu yönetenlerin; adaletle hükmetmesini, üretilen ürün ya da hasılattan, tüm halkın, hakça nemalandırılmasını emreder’’ olarak tanımlanmaktadır.
Din felsefesi ise; Tanrı kavramına ulaşmanıza katkı sunar. Tanrı kavramı da ancak ahlaki hayatın yaşanmış tecrübesi ile anlam kazanmaktadır. Ahlâken en yüksek iyi ya da erdemlilik ve mutluluğun birlikte gerçekleşmesi ümidimizi haklı çıkaracak olan Tanrı’dır. Bu anlamda Kant, dinin özü sanki ahlâkmış gibi konuşur. Aklın, mutlak ve koşulsuz olanı belirleyen maksimum prensipler peşinde olduğunu iddia eden Kant felsefesine göre din; “en yüksek iyi” ye götüren bir araçtır. Bizi, ancak ahlâk üzerine kurulmuş olan özgürlük, ölümsüzlük gibi postulatlar Tanrı’ya götürür. Kant ahlâk felsefesinde; en yüksek iyiyi oluşturan unsurun, mutluluk ve erdemin kendisi olduğunu söyler…
Tanrı’nın varlığının ispatı için; ontolojik değil de bilinçli olarak kozmolojik delillerin benimsenmesi gerekir tezi ile teolojik ispatın ilk teorisyenlerinden biri olan Aquinas’a göre; insanoğlu, salt akılla Tanrı’nın varlığını ve birliğini bilebilir. Ancak, Tanrı’nın isimlerini ve emirlerinin ne olduğunu bilmek için o dinin teolojisine müracaat etmek gerekir. Bu kurallar, Tanrı tarafından kutsal kitaplar marifetiyle insanlara bildirilir ve insanlar da felsefe yoluyla bu kutsal doktrinin hakikatlerinin makul olduğunu gösterebilirler. Çünkü, Kutsal kitaplarda yer alan ve insan aklının sınırlarını aşan Tanrı ile ilgili bilgilerin makul olduğunu göstermek için Tümdengelim, Tümevarım ve andırım gibi felsefi araçların katkısına ihtiyaç vardır. Bu bağlamdan olarak belirtmek gerekirse; Tahkiki inanç, dayatılmış yada ezberletilmiş imandan çok daha sarsılmaz güce sahiptir. Dinlerin Tanrısallık Derecesinin Analizi adlı kitabımız bunun en somut kanıtıdır…