Bir sulak alanın kuruması, suyun çekilmesi değil; canlıların, geçim biçimlerinin, toplumsal ilişkilerin ve ortak bir hafızanın da yok oluşudur. Bataklığa Ağıt, Marmara Gölü’nün kurutulmasını münferit bir çevre felaketi olarak değil, doğayı kaynak ve metaya indirgeyen modernleşme, kalkınma ve sermaye birikimi süreçlerinin sonucu olarak ele alıyor. Onur Özkan, toplum ile doğayı birbirinden ayıran ikici anlayışı sorgulayarak sulak alanların tarih boyunca “hastalıklı”, “verimsiz” ve dönüştürülmesi gereken mekânlar olarak görülmesinden koruma politikalarının çelişkilerine uzanan kapsamlı bir politik ekoloji okuması sunuyor. Metabolik yarılma yaklaşımını Marmara Gölü örneğiyle buluşturan çalışma; Gördes Barajı’nın etkilerini, su yönetimi politikalarını, tarımsal müdahaleleri ve göl çevresinde ortaya çıkan eşitsizlikleri inceliyor. Tekelioğlu ve Hacıveliler köylerinde gerçekleştirilen saha araştırması, gölün kaybının balıkçılar, çiftçiler, yerel topluluklar ve insan dışı canlılar üzerindeki yıkıcı sonuçlarını görünür kılıyor. Arşiv belgelerini, görüşmeleri ve gözlemleri kuramsal bir tartışmayla birleştiren kitap, Marmara Gölü’nün neden kuruduğundan çok nasıl ve hangi ilişkiler içinde kurutulduğunu sorguluyor. Bataklığa Ağıt, sulak alanların korunmasını teknik bir yönetim meselesinin ötesinde; yaşam hakkı, ekolojik adalet ve demokrasi mücadelesi olarak yeniden düşünmeye çağırıyor.