“Böyle davrandığında çok fena üzülür ve ev hasretiyle yanıp tutuşurdum, ondan kaçmak için can atardım ama gidecek hiçbir yerimiz yoktu.”
Modern İngiliz edebiyatının değeri geç teslim edilmiş ustalarından Barbara Comyns, gerçekliğin sert yüzünü masalsı bir sisin arkasından gösteren üslubuyla bilinir. Comyns’in, kaleme almasından yaklaşık 50 yıl sonra yayımlanan romanı Bay Fox’ta İkinci Dünya Savaşı’nda, bombalar altındaki Londra’da, bekâr bir anne olan Caroline’ın hayatta kalma mücadelesine tanık oluruz. Kısıtlamaların, karartma gecelerinin ve yokluğun hüküm sürdüğü bu puslu atmosferde Caroline, geçimini sağlamak için Bay Fox adında, kurnazlığı isminde gizli bir
karaborsacıyla tekinsiz bir ortaklığa adım atar. Bombaların uğultusu altında kurulan bu derme çatma hayat hem bir sığınak hem de her an yıkılabilecek bir illüzyondur. Comyns’in trajik olanı absürtle, gerçekçiliği
ise masalsı bir havayla harmanladığı bu romanı, sıradan insanların olağanüstü koşullardaki sessiz direnişine dair unutulmaz bir anlatı.
İnsanlar bu kadar çirkin ve acınası görünürlerken kâinatın efendisi olduklarını nasıl düşünebiliyorlardı, nereye giderlerse çirkinliği de beraberlerinde götürürlerken bunun adını nasıl “ilerleme” ve “medeniyet”
koyuyorlardı? Artık bazı insanların ne kadar zarif göründüklerini, kimilerinin de ne kadar ilginç olduklarını düşünmeye başlamıştım, bazıları da o kadar çekiciydi ki onlara bakmak ve hareketlerini izlemek insana
keyif veriyordu. İnsanları sevmenin de tıpkı zeytin sevmek gibi edinilmiş bir zevk olduğunu düşünüyordum.