Onlar saban sürülürken türkü söyleyen son neslin çocukları olarak değişimin içine doğdular. Daha elleri sabana değmeden demir pulluğu gördüler. Avuçları demir pulluğu kavradığında karşılarına traktör çıktı. Çocukken üzerine bindikleri döveni kullanmaya fırsat bulmadan patöze sap atarken buldular kendilerini. Üniversite için köyden ayrılmadan önceydi biçerdöverin ekin tarlalarına girişi.
CHP-MSP koalisyon hükümetinin özgürlük ortamında, büyük bir özgüvenle başladılar üniversiteye. Çok geçmeden kavgaların, çatışmaların, kurşun seslerinin arasında buldular kendilerini. Diplomayı alıncaya kadar tam 5388 gencin cenazesi kaldırıldı. Üniversite bittiğinde karşılarında bambaşka bir hayat vardı. İçe kapanan Türkiye birden dışa açılmış, hayatın bütün dengeleri ve değerleri değişmişti.
Anadolu tüm unsurlarıyla şehre akmış, önce devlet kadroları değişmiş, sonra kentler. Onu sermayenin el değiştirmesi izlemişti.
Kitap bu muazzam değişimi arkasına alarak Memed ile Celal’in 1970 yılında ortaokulda başlayan arkadaşlığının hikâyesini anlatıyor. Köyün, kasabanın, şehrin değişimi ile birlikte özelde 6-Fen sınıfının, genelde 78 kuşağının serüvenini ele alıyor.
Bu kitap sadece yaşananları anlatmakla yetinmiyor, yaşamakta olduğumuz geçiş dönemine dikkat çekerek, Gezi olaylarının ışığında, geleceğe dair de bir perspektif sunmaya çalışıyor.