Bir kadının isteyebileceği birçok özelliği aynı anda taşıyor gibiydi. Kararlıydı ama sabırlıydı. İstekliydi ama aceleci değildi. Yakındı ama sınırlarımı sürekli yoklayan biri değildi. Mesleğinin getirdiği bir avantaj mıydı bilmiyorum ama nereye dokunacağını çok iyi biliyordu. En ufak bir gerilimimi, nefesimin ritmini, gözlerimdeki tereddüdü fark edebiliyordu. Benim söylememe gerek kalmadan yavaşlıyor, yeniden gözlerimin içine bakıyor, beni o ana geri çağırıyordu. Her hareketinde bir ölçü vardı. Ama o ölçü gösterişten değil, dikkatten geliyordu. Amacı yalnızca kendi deneyimini yaşamak değil, ikimizin de aynı anda aynı ana ulaşmasını sağlamaktı. Ben bir an önce her duyguyu aynı anda yaşamak isteyen tarafken, o beni sürekli yavaşlatıyordu. Fazla hızlandığım anlarda alnını alnıma yaslıyor, birkaç saniye hiç konuşmadan bekliyordu.
Sonra usulca gülümsüyor, "Bebeğim, bu bir yarışma değil, sakinleş" diye fısıldıyordu.
Bu cümleyi aylar sonra yazarken bile hiç değiştirmedim. Bazı cümleler insanın zihnine yazıldığı gibi kalıyor.
Bu cümleyi o gece yalnızca kulağım duymadı. Zihnim de duydu. Yıllardır ilk kez biri bana yavaş olmanın da güzel olabileceğini öğretiyordu. Çok bunaldığımı hissettiğinde beni rahatlatmak için usulca bana doğru üflüyordu.
Arzusu etkileyiciydi.
Ama şefkati unutulmazdı.