Böylece diğer seferlerde olduğu gibi hayallerime tutundum, bir gün onların gerçek olabilme ihtimallerine tutundum fakat eskiden tutunduğum gibi bütün gücümle kavramış olduğum hâlde değildi bu tutunuşum. Parmaklarımın ucuyla ve son kuvvetimle beraber tutunmaktan bahsediyorum.
Hayal kurarken onları abartmamaya büyük çaba sarf ederdim. Yani olmayacak şeyin hayalini kurmazdım. Erişmeye ihtimal verdiğim noktaların hayalleri veya erişmeyi bütün benliğimle istediğim şeylerin hayalleri olurdu bunlar. Beyaz saçlarımın ve kaşlarımın kökünden siyah olmasını hayal ederken, hayallerimde belki her aynaya baktığımda istediğim hâlde değil, yine beyaz olarak kalırlardı.
Acıya ve hüzne bile yer verirdim hayallerimde çünkü onlardan kaçılmayacağını anlamıştım çoktan fakat bunlar kalbimi talan edecek kadar şiddetli olmazlardı. Ve bir de annemin ölmediğine yer verirdim hayallerimde çünkü yedi yüz beş gün geçmiş olmasına rağmen bir gün, hiç ummadığım bir yerden çıkıp geleceğine, bu kadar gün gelmeyişine rağmen yine de inanırdım. Çünkü ölüme inanmak istemiyordum, ölümün ne olduğunu bir türlü kavrayamıyordum.
Var olabilmeyi başarmış bir şeyin yeniden yok olabilme ihtimali beni şaşkına çeviriyordu. Yok olmak diyordum fakat yokluğun da varlığın da ne olduğunun makul bir tarifini yapamıyordum bir türlü.