Çocuklarımız hiç olmadığı kadar korunuyor, eğitiliyor, izleniyor ve geliştiriliyor. Peki, neden giderek daha kaygılı, yalnız, kırılgan ve tahammülsüz hâle geliyorlar? Neden, oyun hayatlarından çekilirken performans bütün zamanlarını kuşatıyor? Neden, daha fazla bağlantı kurdukları hâlde kendilerini bir yere ait hissetmekte zorlanıyorlar?
Belki de sorun çocuklarda değil, çocukluğu kuşatan dünyadadır.
Modern dünya çocuğu korumak isterken onu hayattan uzaklaştırdı. Özgürleştirmek isterken arzularıyla baş başa bıraktı. Başarıya hazırlarken değerini başarılarına bağladı. Ailenin emaneti görülen çocuk, giderek planlanması, geliştirilmesi ve geleceğe hazırlanması gereken bir projeye dönüştü. Omuz omuza yaşamayı öğrenmesi beklenen çocuk, başkalarını geride bırakmadan ilerleyemeyeceğine inandırıldı.
"Çocukluğun Tasfiyesi", bugünün çocuklarını suçlamıyor. Onların dünyasında görünür hâle gelen sorunların gerisindeki yetişkin zihniyetini, değerler düzenini ve toplumsal dönüşümü sorguluyor. Aileden okula, başarı kültüründen ebeveyn otoritesine, aşırı korumacılıktan aidiyet kaybına ve dijital yetimliğe uzanan geniş bir alanda aynı temel sorunun izini sürüyor.
Çocuk yetiştirmenin amacı başarılı bireyler üretmek midir, yoksa başarıyı vicdanla, özgürlüğü sorumlulukla ve gücü merhametle birleştirebilen insanlar yetiştirmek mi?
"Çocukluğun Tasfiyesi", çocukluğu geçmişin dünyasına geri çağırmıyor. Çocuğa kendi zamanını, oyununu, iradesini, aidiyetini ve insanlığını yeniden kazandırmanın yollarını arıyor. Çünkü çocukluğu kaybeden bir toplum, geleceğini de insani ölçüsünü de kaybetmeye başlar.