Sevgili dedem Ekrem Yılmaz, 1937 veya 1939 yılının sonbaharında, Kars’ın Göle ilçesinin Çardaklı köyünde, Kerim ve Suphan’ın ilk çocukları olarak dünyaya gelir. Dönemin zorluklarına karşı gösterdiği direncin ilk işaretlerini, daha çocukluk yıllarında gösterir ve okumanın gücünü derinden kavrayarak köyünden çıkan ilk genç olarak liseyi tamamlar. Zorlu coğrafyanın ve ekonomik şartların gölgesinde, azmiyle yol alarak bir dönemin ve bölgenin kara yazgısını aşmayı başarır. Ankara’daki lise yılları, ona yalnızca bir diploma kazandırmakla kalmaz; aynı zamanda yaşama ne kadar derin bir tutku ve azimle bağlı olduğuna tanıklık etmemizi sağlar.
Â
Kendi el yazısıyla kaleme aldığı bu metinler, yalnızca bir biyografi değil, bir yaşamın portresiydi. Yokluk ve yoksunluk içinde küçücük bir çocuğun eğitim yoluyla kendini var etme yolunda verdiği çetin mücadele olağanüstüydü. Okuduğum her satır dedemin yaşadığı dönemin zorluklarını, çevresinin onun kişiliğini şekillendiren dinamiklerini, aldığı her nefeste verdiği mücadeleyi, bir insanın var olmayı nasıl başardığına dair izleri taşıyordu. Hem günlük hem de bir biyografi tadındaydı. Yaşamının her aşamasına dair ayrıntılarla dolu bu yazılar; o kadar derin bir içsel yolculuktu ki her anlatı dönemin tarihiyle birleşiyor, onu anlamamızı sağlıyordu. Bu satırlar yalnızca kendi yaşam mücadelesini değil; doğayla güçlü bağını, gözlem gücünü aynı zamanda onun nasıl bir insan olduğunu, hangi değerlere sadık olduğunu da gözler önüne seriyordu.
Â
Bu metinlerin kapalı bir dolapta kalmasına yüreğim razı olmadı. Derinlikli anlatımı, temiz Türkçesi, bir dönem anlatısı olmaları ve dedemin güzel ruhunu, örnek yaşamını içermeleri nedenleriyle bu anlatıları sizlerle buluşturmayı kendime görev edindim. Umarım bana kaldığını düşündüğüm bu güzel mirası, sizler de severek okursunuz.
Â