Bu kitapta ‘fâsıklık’ın bireysel tezahürü, psikolojik özellikleri ve bunun bizim etik anlayışımız üzerine etkileri incelendi. “Fâsık” ve “Fâsıklık” kavramı ile dini bir gönderme amaçlanmadı. Bu terimler daha çok felsefik, sosyolojik ve psikolojik bir kavram olarak ele alındı. Bu kavramdan yola çıkılarak bir siyasetçi örneklemiyle bireysel boyutta etik değerlerin yozlaşması ortaya konulmak istenildi.
Bu “müşahhaslaşmış” kişilik olarak, kendi ifadesi ile “altı defa gidip yedi defa” iktidara gelebilmiş hatta cumhurbaşkanlığına sıçramış birisini ele almayı uygun gördüm. Hırs ve ihtiraslarını “memleket sorunu” gibi gösterme becerisinde, çağımızdaki politikacılar arasında “birinci” mevkide Sayın Demirel’i arzı endam ederken bulunca, başka bir örneğe gerek var mıdır, diye kendi kendime sordum. Fransa Kralı XIV. Lui’nin “Devlet Benim” sözünün de ötesinde devletin her şeyine sahiplenen “vermişsem ben vermişim”, “benim çiftçim, benim köylüm, benim memurum” sözleri ve kendini “ülkenin sahibi yerine” koymada bir başka benzeri olmayan nev-i şahsına münhasır bir kişiliktir. Tek amacı, iktidar olan ve bencilliğin bataklığına gark olmuş bir kişidir.
Kitaptaki konuları ele almadaki temel ayrım Sayın Demirel’in bu konulara yaptığı göndermeleridir. Ayrıca ahlaki ilke ve tutumla
düşünce temellerini oluşturan Machiavelli olduğu ve bu anlayışa Makyavelizm denildiği için kitabın ikinci ağırlıklı noktası olacaktır. Ayrıca güç merkezli meşruiyet konusunda yazı yazan 19. ve 20. yüzyılın bazı düşünürlerinin ve özellikle Carl Schmitt’in siyaset ve devlet görüşlerine değinilme gerekliliği ortaya çıkmıştır.
Üçüncü bölümde ise Demirel’in siyaset içinde söylediği sözler ile yaşadığı siyasi alan arasında ortaya çıkan ilişkiler ele alınmış ve bunların siyasi, psikolojik tahlilleri yapılmaya çalışılmıştır.
Kısacası kitabımızda bir siyasetçi olarak Sayın Süleyman Demirel’in pratik tercihi ile söylemleri ele alınmış ve kişiliği irdelenmiştir. Sayın Demirel hakkında -birkaç bilimsel eser dışında- ya fanatikçe taraflı ya da fanatikçe karşıt yazılar bilimsel esaslardan ayrılarak yazılmıştır. Kitabımızda bundan uzak kalma gayretini gösterdik. Ancak kişisel tutumlarımızın yazılara yansımamasının mümkün olmadığı unutulmamalıdır.
Burada okuyucunun aşırı teorik bilgi ile sıkılmaması için siyaset biliminin ve felsefesinin konumuzla ilgili noktalarına değinildi. Daha ayrıntılı bilgiler için dipnotlarda geçen kaynaklara başvurulmasını öneririm. Yine de yazmaktan kaçınamadığım siyaset felsefesinin bazı konularındaki bilgilerin sıkıcı olduğunu düşünen kişiler doğrudan 3. bölümü okumalıdır. Ancak tekrar Demirel’in ve dönemi olaylarının iç yüzünü anlamak isteyenlere teorik bilgilere dönmelerini öneririm. Bu Kitap bittiğinde siyaseti ve siyasetçiyi olması gereken noktaya getirmek için siyasetin ve siyasetçinin bulunuğu yeri anlamada gerekli bilgiyi insanımızın yakalayacağını umut ediyorum.rla siyasi tutumların ayrılmasının gerekliliğinin