Kulağınıza ilk duyduğunuzda nasıl da hem tehlikeli hem de fantastik geliyor değil mi? Gerçek hayatta olmayan ejderhaların, hayallerimizde nasıl da güçlü ve korkutucu olduklarını da işin içine katarsak kan donduran bir hikâye çıkabilir elbette bu işin sonunda... Yemyeşil su kenarlarından, görünmeyen karanlık ormanlara, uçsuz bucaksız bakir yeşil vadilerden sarp kayalıklara uzanan bu hikâyede kaybolduğumuz mağaramızda karşılaşırmız onunla ve o bizim korktuğumuz, burun buruna gelmek istemediğimiz zayıf yanlarımızı, keşkelerimizi, eskiden işlemiş olduğumuz günahlarımızı temsil eder. Ağzından çıkan ateşle bazen yetersizliklerimizi besler. Özgüvenimizi zedeler. Kıskıvrak bizi sarmalayarak beceriksiz bir kisvenin içerisine hapsetmeye yeterlidir bu ateş topu... Evet, gerçek hayatta olmayan ejderhalar aslında bizim kıyıda köşede kalmış korkularımızı, eksik hatta tamamlayamadığımız yanlarımızı, bırakamadığımız kötü alışkanlıklarımızı ortaya fütursuzca serivermektedir. Peki, düşündün mü senin "ejderhan" nedir? Seni yoran, korkutan ve yüzleşmekten alıkoyan duyguların nelerdir?