Mezopotamya yalnızca yazıyı icat etmemiştir. Aynı zamanda bugün bilinen en eski dinin de mayalandığı zemindir.
Din sözcüğü burada en dar anlamıyla anlaşılmalıdır: Her birine özel bir rol ve işlev atfedilen, insanlarla kuralları önceden belirlenmiş ritüellerle bağ kuran, iradeleri bir rahipler sınıfının yorumlamayı bildiği işaretler aracılığıyla tezahür eden tanrılardan oluşan bir Panteon.
Dünyaları insan dünyasının kökeninde yer alan, hiyerarşik yapıları ise yeryüzündeki siyasal ve toplumsal evrenin hiyerarşilerine model oluşturan erişilebilir tanrılar.
Varlıkları hissedilen, etkin ve insanlara ölçülü bir mesafede duran ve bu sayede insanların, yaşam koşullarına göre, içlerinden hangisine (Tanrı ya da Tanrıça) özel bir bağlılık göstereceğini seçme imkânına sahip olduğu tanrılar.
Uygarlıkları daha az gelişmiş komşu ülkelerin dinlerinin, esinlendiği ya da yeniden işlediği ritüelleri, anlatıları (Tufan anlatısı) ve hatta destanları (Yaratılış Destanı ya da Çalışmanın Doğuşu Destanı) icat eden bir din.
Gerçek bir din: Kuşkusuz, dünyamızı biçimlendiren şeyin, yani tektanrıcılığın üzerinde yükseldiği zemin olmuş, güçlü biçimde yapılandırılmış ilk inanç sistemi.
Bottéro’nun çalışmaları, Mezopotamya dinini “ilkel” ya da “arkaik” bir inanç sistemi olarak değerlendiren yaklaşımlara karşı eleştirel bir perspektif sunmuştur. Ona göre Mezopotamya tanrıları, ritüelleri ve mitleri, bu toplumların siyasal, toplumsal ve zihinsel yapılarının ayrılmaz bir parçasıdır. Bu yaklaşım, hem insanlık düşünce tarihine hem de tek tanrılı dinlerin oluşum sürecine dair yeni yorumların önünü açmıştır.