Öğrencilerin bu yıl ilk kez dersine giren felsefe öğretmeninin yaklaşımı biraz farklıdır. Her dersin başlangıcında öğrencilerin sıralarının yanına yaklaşır, gözlerinin içine bakar ve onlardan o anki ruh hallerini yansıtan kelimeyi ya da ifadeyi dinler. “İyiyim”, “Enerjik”, “Normal”, “Eh işte” vs.
Dersin ilk saatinden itibaren öğrencilerin onlara anlatılan konulardan daha değerli ve önemli olduğunu vurgulamak ister ve bunu kitabın sonunda bir öğrenciden duyacağınız örneği vererek açıklar.
Öğrencilerin birbirlerinin fikirlerini dinleyerek, anlayarak, tartışarak değişeceğini ve gelişeceğini düşünür. Bu düşünceyle haftada bir saatini belli bir konu üzerinde tartışmaya ayırmaktadır.
Her hafta yeni bir konu tartışılacaktır. Önceden konu verilmez, anında beyin fırtınası şeklinde herkes düşüncelerini söylemektedir. Öğretmen, öğrencileri yönlendirmemek için mümkün olduğu kadar tartışmaya girmez. Sadece öğrencilere düşünme payı verir ve bu arada konuyu biraz daha açmak için konuyla ilgili şiir okur, hikâye anlatır.
Siyah ve Beyaz giysili iki filozof her konuya tıpkı giysileri gibi bir diğerine zıt görüşler ileri sürmektedir. Öğrencilerden istenen ise bu iki filozoftan birinin fikirlerine katılıp kendi düşüncelerini sergilemek ya da ikisine de katılmayıp apayrı fikirler sunmaktır.
Öğrenciler bugüne kadar hiç alışmadıkları bu yönteme haftalar geçtikçe ısınmakta ve o haftanın konusunu merak etmektedir. Şimdi ben sizi bu seçkin öğretmen ve onun hayali filozofları ve genç filozoflarıyla yani öğrencileriyle baş başa bırakıyorum.